Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Sosyal Güvenlik

Ozan BARDAKÇI
Ozan BARDAKÇI
1519OKUNMA

SGK’nın kadın cinayetleri ile ne ilgisi var?

Başlığa bakınca ilkin bir anlam veremeyebiliyor insan. Çünkü tüm ülkeye kamu hizmeti götüren bir idareyle, insanlık dışı bir suçun aynı cümle içerisinde olması bile garip aslında.

Bahsi geçen suç ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında doğrudan bir bağlantı yok elbette. Lakin suçun neticesi ölüm olunca, “ölüm aylığı” çıkıveriyor karşımıza.

Sosyal güvenlik sisteminin karşıladığı riskler arasında “ölüm” de bulunuyor. Sigortalının ya da emeklinin ölümü halinde hak sahiplerine (eş, çocuk ve anne/babasına) şartları taşımaları halinde “ölüm aylığı” bağlanıyor.

için ek bir şart aranmıyor. Erkek çocuklarında öğrenim görme, kız çocuklarında ise evli olmama/çalışmama gibi şartlar var. Anne/baba için aranan en önemli şart ise muhtaçlık. Bu şartları taşıyanlar aylık alabiliyor.

Aylık ödenmemesini veya aylığın kesilmesini düzenleyen hükümler de kanunda yer alıyor. 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasasının 56. maddesi “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” başlığını taşıyor.

Maddede ödenmeyecek aylıklar ile kesilecek aylıklar iki ayrı fıkrada düzenleniyor. Kanun koyucu iki farklı terim kullanıyor. Haliyle iki farklı terim iki farklı sonuç doğuruyor. Bundan sonra ödenmeyecek olanlar ile en başından kesilecek olanlar. Bazen bir kelime çok şeyi değiştirebiliyor.  

Ödenmeyecek aylıkların düzenlendiği ilk fıkrada hak sahibinin (eş, çocuk, anne baba);

  • Sigortalı ya da emekliyi öldürdüğü, öldürmeye teşebbüs ettiği veya sürekli iş göremez hale getirdiği,
  • Sigortalı ya da emekliye (ve aylık bağlanacak yakınlarına) karşı ağır bir suç işlediği veya mirastan çıkarıldığı,

hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir ve aylık ödenmeyeceği düzenleniyor. Kesinleşmiş yargı kararından sonra ödenmiş olanlar tutarlar da geri alınıyor. Suçun kesinleşmesinden önce ödenen aylıklar ise istenmiyor.         

Kesilecek aylıkların düzenlendiği ikinci fıkrada eş ve kız çocuğunun;

boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenirse bağlanmış olan gelir ve aylığının kesileceği düzenleniyor. Ödenmiş olan tutarlar en başından itibaren faiziyle geri alınıyor. Yani kusurlu (iyiniyet ve dürüstlük kuralına aykırı) davranış halinde bağlanmış olan aylık en başından itibaren kesilip faiziyle geri alınıyor.   

Ödenmeyecek aylıkları düzenleyen birinci fıkra bağlanmış ve ödenmiş olan aylığın bundan sonra kesilmesini öngörüyor. Bundan sonra ifadesindeki bu, “kesinleşmiş yargı kararı” anlamına geliyor. Kesinleşmiş yargı kararına ceza hukukunun temel ilkelerinden olan “masumiyet karinesi” nedeniyle ihtiyaç duyuluyor. 

Masumiyet karinesi, “hiç kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya suçlu sayılamaması” anlamına geliyor. Ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkesi olan bu karine ile suçluluk hükmen sabit olana dek zanlı, sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakılmıyor. Zira bu ilkeyle; suçun adı ve niteliği ne olursa olsun en başta hukukun ve insanın kendisi korunuyor. Öyle de olması gerekiyor!

Zanlının masumiyet karinesinden faydalanma süresi ise kesinleşmiş yargı kararıyla son buluyor. Mahkûmiyet kararı kesinleşene kadar zanlının masum (1) olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Bir yargı kararının kesinleşmesi için tüm kanun yollarının tüketilmesi gerekiyor. Çünkü ilk mahkemenin verdiği karar kesin (2) olmakla birlikte bu karara itiraz edilebiliyor. Yani süreci tamamlanmıyor. Sürecin tamamlanması için kanun yolu adı verilen çeşitli itirazların da karara bağlanması gerekiyor. Kanun yolları tükenince karar kesinleşiyor.  

Ceza muhakemesi hukukumuzda kesinleşme üç aşamalı bir yargıçlık faaliyetiyle gerçekleşiyor. Yani savcılık soruşturması bitip iddianamenin kabulünün ardından kovuşturma aşamasına geçilmesiyle birlikte üçlü aşama başlıyor.

Üçlü yargılamanın ilk aşaması, derece mahkemesinde yani asliye ceza veya ağır ceza mahkemesinde gerçekleşiyor. Asliye/ağır ceza mahkemesi sanık hakkında bir ceza veriyor.

Sanık veya savcının bu karara itiraz hakkı doğuyor ve ikinci aşamaya geçiliyor. İstinaf adı verilen bu aşama Bölge Adliye Mahkemesinde görülüyor. Bölge adliye mahkemesi ilk kararı bozabiliyor veya onayabiliyor.

Sanık veya savcının bu karara da itiraz hakkı doğuyor ve üçüncü aşamaya geçiliyor. Temyiz adı verilen bu aşama Yargıtay Ceza Dairelerinde görülüyor. Yargıtay kararı bozabiliyor veya kesinleştirebiliyor.

En sade anlatımıyla ceza hükmünün kesinleşmesi yukarıdaki süreçlerin tamamlanmasının ardından gerçekleşiyor. Bu süreçlerin hepsi tamamlanana kadar karar kesinleşmiyor. Kesinleşme olana kadar da zanlı öldürdüğü kişidengelir veya aylıkalabiliyor.     

Masumiyet karinesiyle ilgili sorun yok elbet ama kesinleşme sürecinin uzaması; sürecin sonunda mahkûmiyeti kesinleşecek olan zanlının, kamusal yönü ağır basan bir sosyal güvenlik hakkından uzun bir süre haksız bir şekilde menfaat elde etmesini mümkün kılabiliyor. Bu da masumiyet karinesi ilkesi korunmak istenirken hayatta olmasa dahi müteveffanın manevi varlığına zarar verebiliyor. Dahası bu zararı yıllarca sürebiliyor. Ayrıca müteveffanın yanında SGK ve dolayısıyla kamu da bu zararı üstleniyor.

Konuyu iki pratikle örneklendirmeye çalışalım. İlk pratiğimizde mümkün olduğu kadar kısa süreli bir kesinleşmeye odaklanalım. İkincisi için de kanunlardaki dolambaçlarla biraz zaman kazanmaya çalışalım.

Kendisinden aylık bağlanacak eşini, aynı tarihte öldüren iki kişiyi düşünelim. Her ikisi için de hayali bir ceza yargılaması yürütelim. Her iki cinayetin de tarihi 31 Ekim 2023 tarihi olsun. Dolayısıyla her iki zanlı da 1 Kasım 2023 tarihinden itibaren (ister tutuklu ister firari olsun) öldürdüğü kişiden dolayı aylığa –şimdilik- müstahak durumda oluyor.

Birinci pratikte zanlı 31 Ekim 2023 tarihinde cinayeti işledikten hemen sonra karakola teslim oluyor ve suçunu itiraf ediyor. Karakolda ifadesi alınıyor. Bu esnada olay yerinde incelemeler, tutanaklar, tanıklar, deliller… 

Zanlının kolluktaki ifadesinin ardından savcılığa sevki gerçekleştiriliyor. Cumhuriyet Savcısı ifade alma ve diğer işlemlerin ardından zanlıyı tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk ediyor. Öldürme katalog suçlardan (3) olduğu için de zanlı 1 Kasım sabah saatlerinde tutuklanıyor.

Tutuklamalı kovuşturmalar daha öncelikli nitelik taşıyor. Bu nedenle erken tarihe duruşma verilmesi bekleniyor. Haliyle hâkim de mümkün olduğu kadar erken tarihe duruşma vermeye çalışıyor. Çalışıyor çalışmasına da Avrupalı meslektaşlarına yılda 20 dosya gelmezken her gün önüne 20 dosya gelen ceza hâkimi de sıradaki duruşmayı yazıyor iki ay sonrasına. İlk duruşma 12 Ocak 2024!

Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak olduğu kadar hâkimin amacı da bu maddi gerçeği tek celsede çözüme kavuşturmaktır. Bu nedenle asıl olan 12 Ocak 2024 günü mahkemenin bir karar vermesidir.

Öyle ya; deliller toplanmış, tanıklar dinlenmiş, tutanaklar hazırlanmış ki iddianame kabul edilmiş. İddianame de kabul edildiğine göre 12 Ocak’ta karara çıkılması beklenirken tanıklardan birinin talimatla dinlendiği ve mahkeme yazısı olan müzekkerenin henüz gelmediği, adli tıp belgelerinde eksiklik olduğu vb. sebeplerle 12 Ocak’taki duruşmada yeni bir duruşma tarihi veriliyor. Bu da sıraya gireceği için 26 Nisan 2024 yeni duruşma tarihi oluyor.

İkinci duruşmada mahkeme, kararını açıklıyor ve sanığın belli süreliğine hapis cezasına karar veriyor. Karar çıkıyor çıkmasına da sanık itiraz ediyor. Sanık itiraz etmese bile Cumhuriyet Savcısı itiraz ediyor. Karar da istinaf yoluyla Bölge Adliye Mahkemesine gidiyor.

Bölge Adliye Mahkemesi yazı işleri, istinaf başvurusunu haliyle sıraya koyuyor. Sıraya koyarken 20 Temmuz-31 Ağustos arası adli tatili de hesaba katıyor. Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesine sevk edilen dosya 14 Ekim 2024’te görüşülmeye başlıyor. Gerekçesiydi, tebliğiydi derken karar verilmesi 8 Kasım 2024 tarihini buluyor.

Sürecin son aşaması Yargıtay Ceza Dairesinde görülüyor. İstinaf sonrası sanık ya da Cumhuriyet Savcısı kararı temyiz ediyor. Temyiz sürecinde 4 Ocak 2025 tarihinde Daireye gelen dosyada suçun sübutunda (4) tereddüt yoksa tetkik hâkimlerinin de incelemesi, raporu, daire müzakeresi, gerekçesi vs. sonrası karar açıklanıyor. Kararın gerekçesinin yazımı, tebligatlar derken 16 Nisan 2025 tarihinde karar kesinleşiyor.

Artık katile, katil diyebiliyoruz. Kasım 2023-Nisan 2025 tarihleri arasında öldürdüğü eşinden aylık alan katilin aylıkları, Mayıs 2025 döneminden itibaren kesilecek. Eskiden ödenen aylıklar ise geri alınmayacak! Yani 18 ay öldürdüğü eşinden aylık almış olacak.

İkinci pratikteki zanlı 31 Ekim 2023’te suçu işledikten sonra birkaç ay saklanıyor. Saklanan kişi yargılanamıyor da. Burada ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan “kimsenin gıyabında (yokluğunda) ceza verilemez” ilkesi de devreye giriyor. Bu kişi teslim olduğunda beş yıl kadar geriye doğru aylık alabiliyor.

Aranan ve yakalama kararı çıkarılan zanlı 15 Ocak 2024 tarihinde yakalanıyor. Susma hakkını kullanan ve cevval bir avukat bulan zanlı bütün suçlamaları reddediyor. Deliller yeterli değilse tutuklanamıyor.

Cumhuriyet savcısı yeni deliller buluyor. Tanıklar, tutanaklar, kayıtlar, müzekkereler…

Sulh ceza hâkimi tutuklamaya ikna oluyor. 20 Mart 2024’te tutuklanan zanlının ilk duruşması 18 Haziran 2024 tarihine veriliyor. Delillerin karartıldığı, sosyal medya yazışmalarının gelmediği, kamera kayıtlarında silinmelerin olduğu dosyada ilk duruşmada elbette karar çıkamıyor. İkinci duruşma tarihi de adli tatil sonrasına kalacağı için 16 Kasım 2024 tarihine veriliyor.

Mahkeme 16 Kasım 2024 tarihinde toplanıyor ama bilirkişi raporu gelmemiş. Gelen rapora itiraz var. Ayrıca iddianame kabul edilmiş ama sanık lehine deliller dosyada yer almıyor. Benden söylemesi bu davanın en az beş altı duruşması daha var gibi duruyor. Her duruşma arası üçer dörder ay olsa derece mahkemesinin kararı 2027 yılını bulacak gibi görünüyor.

İstinafıydı temyiziydi, gitmesiydi gelmesiydi derken 16 Ekim 2031 tarihinde karar kesinleşiyor. Kesinleşmenin ardından 8 yıl boyunca öldürdüğü eşinden dolayı ölüm aylığı alarak kamusal kaynakları kullanan katilin aylığı kesiliyor.

Kesiliyor kesilmesine de katilin aldığı aylıklar yanına kâr kalıyor.

Oysa 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasasının 56. maddesinin ikinci fıkrasındaki “kesilir” ifadesi birinci fıkrasında da kullanılsa, Sosyal Güvenlik Kurumunun da kadın cinayetleri sonrası kamusal kaynaklarla finanse edilen ölüm aylıklarıyla hiçbir ilgisi olmazdı. Katile katil dedikten sonra ödenen aylıklar da faiziyle geri alınırdı.

Hatta belki de zanlı, 5510 sayılı Kanunun 37. maddesine göre ödenen “cenaze ödeneği” hakkını da alamazdı.

Bilemeyiz, belki de…

1 - Aksinin kabulü hiçbir yurttaşın kişi hürriyetinin olmadığı anlamına gelecektir.
2 - Hakimin dosyadan elini çekmesi, kendi iş ve işlemleri bitirip karar vermesi.
3 - Tutuklama kararını gerektiren suçların listelendiği ceza kanunu alt başlığı.
4 - Suçun kim tarafından işlendiği belli, sabit

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor