Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Mehmet Nuri ASLAN
21 Aralık 2021Mehmet Nuri ASLAN
635OKUNMA

Yeniden Sallandık

Doların bir ayda yüzde kırk civarında yükselmesi ülkede deprem etkisi yaptı. Fiyat verilemez, arabaya yakıt konamaz, çarşı pazara çıkılamaz, çıkıldığında eve kıpkırmızı bir surat ve eşliğinde yerine bir türlü ulaşamayan beddualar olmaksızın dönülemez oldu.

Dün gece yeni bir sarsıntı geçirdik.

Bu kez dolar, gün içinde 19 lirayı aşmışken bu sabah 12 lira civarına indi. Asansörün yirminci katından geceleyin birkaç saat içinde sekiz kat birden düşmüş gibiyiz. Sarsıntı dediğim budur. Farklı bir travma kaynağıdır.

Ekonomide sağlıkta da olduğu gibi büyük ve hızlı iniş çıkışlar hastalık belirtisi. Bunun üstünde durmayacağım, daha basit bir soruyla devam edeceğim.

Nasıl oldu bu iş?

Cevabı yeni önlemler paketi. Görünen odur.

Görünenin ötesine veya altına bakmak gerekir. Gece boyunca döviz satan veya satanlar kimler olabilir? Bunu da düşünmenizi öneririm. Bir aylık yüzde kırklık yükselişi sekiz saatte yerle bir eden mekanizma nasıl çalıştı ve kimin eliyle işledi?

Piyasa yaptı, denir. Umalım ki öyledir.

Soru yine de özellikle gelecekte neler olacağını ima etmesi bakımından fazlası ile değerlidir. Dileyelim ki, uluslararası piyasanın ülkemize ve ekonomi yönetimimize olan güveni artmıştır. Umut budur, ne var ki şansımıza güvenmediğimi de açıkça ve hemen söylemeliyim. O güvenin ifadesi olan CDS karnemizde bir iyileşme görürsek fikrim elbette değişir.

Son olarak, mevduatı dövize endeksleme uygulamasına gelelim.

Öncelikle, bunun dolarizasyona teslim olmak manasına geldiğini görmeliyiz. Sakıncası ne ki, olsun denebilir. Hiç de öyle değil. Uzun dönemde, liranın yanı sıra yabancı paraların hayatımızı belirlemesinin ciddi sıkıntıların kaynağı olduğunu göreceğiz. Devlet eliyle daha yaygın bir faiz ve döviz lobisi yaratmanın muhtemel sonuçları başka bir yazı konusu olabilir.

Daha kısa dönemde doğacak ciddi bir tehlike de var: Bu uygulama aslında örtük faiz artışıdır, ama açık faiz artışından farklı olarak enflasyonu besleyecektir. Neden aşikâr: Faizi artırdığınızda kredi kullanan tüketiciler ve firmalar öder maliyeti, tasarruf sahibi ise faiz kazanır. Şimdi örtük faizi yani kur farkını kim ödeyecek diye sormak gerekir. Banka değil, kredi kullananlar değil, kim?

Merkez Bankası veya hazine yani sonunda devlet. Devlet kimden alacak da döviz mevduatı sahibine kur farkı ödeyecek. Anahtar soru budur.

Devlet ödesin, sonra bakarız, ya da vergiyle karşılarız mı diyorsunuz? Devlet nereden bulacak parayı? Kimden alacak vergiyi? Para sahibine ödediğiniz açık veya örtük faizin bedelini yoksula veya soyup soğana çevirdiğimiz gelecek kuşaklara mı ödetmek mi bizim derdimiz? Olmamalı. Herkes zaten çok vergi ödediğine göre ve seçimlere giderken vergiden söz edilemeyeceğine göre, DEVLET DAHA ÇOK BORÇLANACAK, MERKEZ DAHA ÇOK PARA BASACAK. Bu da evlatlarımıza torunlarımıza yük olacak. Gayet net.

Öyleyse daha çok enflasyon olacak. O da kesin ve net.

Son söz: Ülkede enflasyonu besleyen en önemli faktörlerden biri ve başlıcası bütçe açıklarıdır. Bu uygulama, halk aldatılmayacaksa bütçe açıklarını, devlet borçlanmasını ve elbette enflasyonu fazlası ile artırır.

Bana kalırsa, uzun zaman ve dürüstlükle uygulanması halinde, mevduata kur farkı vermek tam gaz çıkmış bulunduğumuz hiperenflasyon yolculuğumuzu hızlandıracaktır.

Aklı başında çare, enflasyonu önlemek için herkesin iyi bildiği, ama politik olarak işimize gelmediği için uygulamaktan kırk takla atarak kaçındığımız doğru ve etkili önlemleri hayata geçirmektir. Yoksa, yüksek tansiyondan şikayetçi hastaya tuzlu su içermeye devam ederek baş ağrısını arada bir azcık giderirsiniz belki, ama hastalığı gideremezsiniz. Bunu er geç görecekseniz.

En kötü haber şu: Yüksek tansiyon süreklilik kazanınca sadece baş ağrısına yol açmaz, değil mi?

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor