Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Adnan YILDIRIM
Adnan YILDIRIM
509OKUNMA

Yeni ekonomi yönetiminden ve programından ortak beklenti: FİNANSMAN

Seçimler sonrasında ekonomideki durum; yeni dönem ekonomi politikaları, ekonomi yönetimindeki değişim, hazırlanmakta olan programla ilgili haber, değerlendirme ve beklentilerle ülke gündeminin ön sırasında yerini aldı.

Seçim atmosferinde, seçim kazanmaya dönük sonuç odaklı farklı söylemler ekonominin önüne geçti. Reel sektör seçim sürecinde finansmana erişim ve döviz işlemleri ile ilgili uygulamalardan şikayet ve taleplerini dile getirmiş olsa da siyaset kurumu ve ekonomi bürokrasisi, bu şikayet ve talepleri duymazdan geldi. Ekonomide alınması gereken önlemler ile atılması gereken adımlar seçim sonrasına bırakıldı. Özellikle yapısal konular seçimler nedeniyle gündemde hiç yer bulamadı. Artık seçimler geride kaldı, gerçekçi durum tespiti yapılarak yeni bir ekonomik program hazırlığı sürecindeyiz.

Yeni kabinenin Hazine ve Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek ilk açıklamasında “şeffaflık, öngörülebilirlik, yapısal dönüşüm, uluslararası normlara uygunluk ve rasyonel politikalara dönüş” vurgusu yaptı. Tek başına bu açıklamalar bile seçim sonrasında 700’ün üzerine çıkan (5 yıllık) ülke CDS puanımızın 500’ün altına gerilemesine yetti. Sn. Bakanın ikinci açıklaması, “Acil önceliğimiz, ekibimizi güçlendirmek ve güvenilir bir program tasarlamaktır.oldu. Ardından ekonomi bürokrasisinde atama ve yer değişiklikleri yapıldı. TCMB ve BDDK’ya yapılan atamaların kompozisyonu, geçmiş dönem uygulamaları ile yeni dönem uygulamalarının uyumlaştırılacağı şeklinde anlaşıldı.

Ortak beklenti: Finansmana Erişim

Son dönemde kamunun ve özel sektörün önde gelen ortak sorunu finansmana erişimdir. Döviz rezervinde gerileme, ekonominin dış kaynak kaybı, yükselen ülke CDS puanı ile birlikte dış kaynak maliyetindeki artış her iki tarafı da finansmana erişim ve finansman maliyetleri bakımından zorlamaktadır.

Doğal olarak kamu sektörünün, vergi ve borçlanma enstrümanlarının çeşitliliği yanında elindeki yasal mekanizmalar ve kamu bankaları ile kaynak kullanımında reel sektöre göre rekabet avantajı bulunmaktadır. Son dönemde kamunun yurt dışından döviz cinsinden borçlanma ihtiyacı yüksek maliyetle karşılanmakta; iç borçlanma ise TCMB ve BDDK (zorunlu karşılık, faiz oranları ve döviz mevduatların dönüşümüne bağlı zorunlu DİBS alımlarıyla menkul kıymet tesisi vd.) düzenlemeleriyle yurtiçi bankalardan uygun maliyetle karşılanmaya çalışılmaktadır. Depremin ve seçim harcamalarının etkisiyle, kamunun 2023 yılında 659,4 ₺ milyarlık bütçe açığı hedefinin %58’ine ilk dört ayda (Nisan sonu 382,5 milyar₺) ulaşılmış, aynı dönemde hazinenin nakit açığı ise 417 milyar ₺ olarak gerçekleşmiştir.

Bu yazı kaleme alındığında henüz kamunun Mayıs ayı bütçe açığı ve nakit açığı sonuçları açıklanmamıştı ancak, seçim ayı olması nedeniyle Mayıs ayında her iki açığın da devam etmiş olması beklenir.

Sayın Bakanın açıklamasında öncelik olarak belirttiği “güvenilir bir program”dan beklenti, sermaye ve finans piyasalarına dönük düzenlemelerin yanı sıra bütçe disiplinini sağlamaya yönelik mali önlemlerin de programda yer alacağı şeklindedir. Yeni programda ilave vergi gelirleri, kamu harcamalarında kesinti ve kamuda tasarruf gibi tedbirlerle kamu finansmanında normalleşme sağlanmaya çalışılacaktır.

Finans sektörünün kaynak tedariki ile reel sektörün finansmana erişimi boyutundan bakıldığında ise farklı bir tablo söz konusudur. Kısa başlıklarla, son yıllarda her iki sektörü de etkileyen düzenlemelerden bazılarını hatırlamakta fayda vardır:

  • Türkiye’deki bankaların yurtdışı yerleşiklerle TL-döviz swap sınırlaması
  • Kambiyo işlemlerinde BSMV uygulaması
  • İhracatçılara (%40), döviz kazandırıcı faaliyetlere ve TL kredi kullanımında (%70) döviz bozdurma zorunluluğu
  • Bankaların pasifinden (mevduattan) ayrılan zorunlu karşılıklara ek olarak aktiften (kredilerden) de zorunlu karşılık ayrılması ve oranların yükseltilmesi
  • Menkul kıymet tesisi ile DİBS alınma zorunluluğu
  • ₺10 milyon karşılığı döviz varlığı olanlara TL kredi yasağı ile yeni döviz alınmayacağına dair taahhüt imzalatılması
  • Türk Lirası kredi ile döviz alım yasağı
  • Yurt içinde dövizle, dövize endeksli ödeme yasağı
  • Kredi kullanımlarında fatura ibrazı mecburiyeti
  • Bankaların döviz pozisyonuna sınırlama
  • Yurt dışına döviz transferlerinde belge ibrazı mecburiyeti
  • Döviz transfer taleplerinin kademeli onay/uygun görüşe bağlanması
  • Bankalardan, döviz transferlerine yüksek komisyon uygulanmasının istenmesi
  • Bankaların döviz işlemlerinde dijital platform yasağı
  • Bankalara, döviz mevduatların TL’ye dönüştürülmesi talimatı
  • Döviz bozduran şirketlere %2 (KKM yapılırsa ilave %2) prim uygulaması
  • Döviz alış-satış kurlarında makasın açılması, işlem saatlerinin sınırlandırılması
  • Reeskont kredilerinde, yukarıdaki düzenlemelere benzer sınırlamalar getirilmesi
  • Bankaların yapabileceği döviz işlemleri ve nakit çekişlerde limitler/saatler uygulanması.

Yukarıda bazıları belirtilen uygulamalar; dış kaynağı eksilen Türkiye ekonomisinde kamunun düşük maliyetle finansmanı, liralaşma stratejisi gereği döviz işlemlerinin sınırlandırılması ile finansmana erişim, finansman maliyetleri ve finans sisteminin işleyişi konularında farklı yaklaşımların devreye alınmak istenmesinden kaynaklanmıştır.

Bu uygulamalar, Türkiye ekonomisinde serbest piyasa, serbest kur ve serbest kambiyo rejimine uygun olmayıp, zaman zaman “kambiyo kontrolleri” yorumlarına da sebep olmuştur.

Bu nedenle, önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen yeni ekonomi programıyla birlikte bu uygulamalar uygun bir takvimde yürürlükten kaldırılmalıdır.

Yerli ve yabancı yatırımcıya güven vermesi beklenen yeni programdan her kesimin ortak ve önemli beklentisi, vade, miktar ve maliyet bakımından uygun koşullarda finansmana erişim ihtiyacının karşılanmasıdır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor