Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Makaleler

Mehmet Nuri ASLAN
12 Aralık 2022Mehmet Nuri ASLAN
317OKUNMA

Siz yiyin başkası ödesin!..

İnşaat sektörünün güzide simalarından biri BloombergHT kanalında konuşurken önce sektörün darda olduğundan yakındı. Satışlar düşüyormuş, yeni inşaatlar yapılmıyormuş, para darlığı varmış.

Sonra devam etti: Devlet teşvik versin, ucuz arsa temin etsin, KDV sadece küçük konutlarda değil bütün konutlarda yüzde bire insin, geçen seneki gibi konut faizleri aylık 0,9 a kadar indirilsin diye başını almış taleplerinin peşinden zevkle giderken, gençliğine karşın son derece basiretli olan programın yöneticisi dayanamadı, araya girdi.

Enflasyon yüzde seksenlerde, geçim darlığı şu boyutlarda iken bunların olmasını hakikaten gerçekçi buluyor musunuz, mealinde bir soru sordu. Büyük iş adamımız pişkinliğini şu cümleyle perçinledi:

“- Devlet vatandaşına sağlıklı konutta oturmak imkanı vermek zorunda, üstelik deprem tehlikesi var. Bana kalırsa, devletin bundan daha önemli bir konusu veya sorumluluğu yok” deyiverdi.

….

Benzer şeyleri duymaktan yıllardan beri gına geldi bana arkadaşlar. Sade inşaatçılar olsa dayanacağım. Her meslek öyle, ama en çok oto galericilerine kızıyorum. Onların hatırına o döviz yokluğunda ve pandeminin ortasında ithal araçta KDV indirdik biz hanımlar beyler. Sebep? Beş yüz bin elaman çalışıyormuş beylerde, kapatırlarsa sosyal sorun olurmuş. KGF rezaletini, KKM uygulamasını bilmeyen beri gelsin.

EYT konusu, asgari ücretin seviyesi meselesi dahil kamudan kaynak umulan her konuda herkes en çoğunu en fazlasını ve de devlet bütçesinden talep ediyor, devletin elini taşın altına koymasını istiyor da bunun bedelini son tahlilde kimin hangi sınıfın nasıl ödeyeceğini sormuyor, düşünmüyor.

Mesela, neredeyse seksen yıllardır bu ülkenin bütçesinin birkaç IMF yılı hariç hep açık verdiğini okumuşlar bile bilmiyor, kamu kaynaklarının nerelere gittiğine kimse düşünmüyor. Sanki devlet parayı uçsuz bucaksız sahillerden veya sahra çölünden kum avuçlar gibi topluyor. Herkes istiyor ama vergi kaçakçılığında da, bütçe açıklarında da dünyada ilk sıralardayız ve bırakın çare aramayı böyle hayati bir meseleyi önemli bir sorun sayan bile yok.

Oysa bütün kötülüklerin anası açıklarımız. Bütçe açıkları, dış ticaret açıkları ve son tahlilde cari açıklarımız. Ve bunların körüklediği gelecek kuşaklara hediyemiz borçlanmalar ve onunla birlikte enflasyon.

….

Başka birçok ülkede olduğu gibi Amerika’da da epeydir yürürlükte olan bir yasa hükmü var. Buna kamu kaynaklarına ilişkin mali kurallardan birini oluşturuyor.

Kural şöyle: Devletin gelirini azaltıcı, harcamasını artırıcı bir öneri sunanların aynı zamanda bu farkı kapatacak önlemi de teklif olarak getirmeleri zorunlu. Bütçe dengesi veya sigorta kurumlarının finansman dengesi kimsenin oyuncağı değil, politikacılar bile dengeyi kendi heveslerine kurban edemez.

İngiltere’de ancak kırk gün iktidarda kalabilen üç beş ay önceki başbakanı hatırlayınız. Vergileri indireceğini açıkladı, açığı nasıl kapatacağına ilişkin doyurucu bir program sunamayınca, üç günde piyasalar alt üst oldu, pound son dört yılın en düşük değerlerine indi, enflasyon korkusundan faizler hızla yükseldi ve birçok alanda iflas riskleri konuşulmaya başlandı. İster istemez istifa etti sevgili politikacı.

Ülkemizde ne böyle bir yasa, ne de böyle bir kavrayış anlayış var. Bizde kamusal kaynakların korunması yerine peşkeş çekilmesi, vurguna konu edilmesi milli spor halinde. Spor deyince vergilerin futbol kulüpleri ve vergiler geliyor aklıma. Uzatmayayım. Hepimizin Yani toplumun derdi, kimsenin derdi değil artık. Kamunun parası ise meşhur atasözümüzde açıkça söylenmiştir, devlet malı denizdir, o mal ise balı tutan yalağın.

Yahu burası talan toplumudur, sen ne kafa yoruyorsun böyle işlere diyenlere selam olsun. Evet, doğru. Öyledir. Öyledir de bu illet böyle sürüp gidecek mi? Değişmez kardeşim, burası Türkiye diyorsanız..

İyi o zaman, siz yiyin torununuz ödesin, eğer yaşama imkanı veya şansı bulurlarsa.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor