Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Vergi

Erol DELİKTAŞ
06 Ocak 2022Erol DELİKTAŞ
3693OKUNMA

Kur korumalı vadeli mevduat/katılma hesaplarından elde edilecek kazançların vergilendirilmesi üzerine

Ülkemizde 1 Eylül 2021 tarihinde 8,28.-TL civarında seyreden dolar kurunun, yaklaşık üç buçuk aylık kısa bir süre içerisinde 20 Aralık 2021 tarihi itibari ile 17,50.-TL seviyesine yaklaşması sonrasında; (bir başka deyişle kurun kısa bir sürede yaklaşık % 100’e yakın bir oranda devalüe olması) 20 Aralık 2021 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısı sonrasında; “fiyat istikrarını sağlamak, Türk Lirasının iç ve dış değerini koruma ve para/döviz piyasaları ile enflasyon ile ilgili düzenleyici tedbirleri alma, dövize olan aşırı talepleri engelleme” amaçlı olarak Cumhurbaşkanı tarafından yapılan basın açıklaması ile “Türk Lirası mevduat hesap sahiplerinin kazançlarında kura bağlı olarak ortaya çıkabilecek olası kur kayıplarının karşılanacağı” duyurulmuştur.

Bu basın açıklamasının hemen ardından; 21 Aralık 2021 tarih ve 31696 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de, Merkez Bankası’nca “2021/14 Sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ” yayımlanmıştır. Bu Tebliğ ile yurt içi yerleşik gerçek kişilere “Kur Korumalı (ABD doları, Euro ve İngiliz Sterlinine  Endeksli) vadeli mevduat/katılma hesabı ile yine kur korumalı olmak üzere döviz tevdiat hesaplarının ve döviz cinsinden katılım fonlarının Türk Lirası vadeli mevduat/katılma hesaplarına dönüşmesi halinde mevduat ve katılım fonu sahiplerine sağlanacak desteklerin uygulanmasına ilişkin” usul ve esaslar belirlenmiştir. Bir başka deyişle; vadeli mevduat hesaplarına eklemlendirilen ve benzeyen ancak şart ve nitelikleri farklı olan, 2 ayrı tipte ve kendi içinde çeşitlere ayrılmış (faiz alınması+faizi aşan kısım için kur koruma desteği verilmesi) yeni bir finansal enstrüman/tasarruf araçları ortaya çıkartılmıştır.

Uygulamaya alınan bu iki tipteki yeni finansal enstrüman/tasarruf araçlarından elde edilen gelirin (gerek ana para kaynaklı ödenen faiz geliri, gerekse de vade sonunda kura endeksli olarak  faiz gelirini aşan tutarda ortaya çıkacak ve Merkez Bankası’nca karşılanacak aleyhe kur kayıp tutarlarının) vergilendirilmesine yönelik olarak; 25 Aralık 2021 tarih ve 31700 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 24 Aralık 2021 tarih ve 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve Karar Ekleri yayımlanmıştır. 

Yazımız kapsamında; uygulamaya yeni konulan kur korumalı vadeli mevduat hesapları ile döviz tevdiat hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirasına geçişi yapılan mevduat hesaplarından elde edilen faiz gelirleri ile Merkez Bankasınca karşılanacak kur kaynaklı fark tutarlarının vergilendirilmesine yönelik getirilen düzenleme ele alınıp, bu vergilendirme esaslarının doğru olup/olmadığı, elde edilen getirilerin gelir vergisinin konusuna girip/girmediği, Merkez Bankasınca karşılanacak tutarın özellikle şahsi ticari ve serbest meslek kazançları yönünden vergiye tabi kazanç unsuru (gelir) ve/veya gider olarak sayılıp sayılamayacağı ile Merkez Bankası’nca tasarruf sahiplerine ödenmek üzere bankaya aktarılacak tutarların Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi ve Damga Vergisi kapsamındaki hususlar vergi mevzuatı yönünden ele alınıp, konuya yönelik kişisel değerlendirmelerimize yer verilecektir. 

Yasal düzenlemeler

2021/14 Sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ, Merkez Bankası Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı (Ayrıntıları), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu 43.maddesi, 2/7/2006 tarihli ve 2006/10731 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve Karar Eki, Gelir Vergisi Kanunu’nun 1, 2, 29/1, 75/1, 75/2-6,7, Geçici Madde 67/1,ç, 67/4-11-13-17, 85, 86/1-d, 88. madde hükümleri, 6802 Gider Vergileri Kanunu’nun 29/1-d,o,p ve 33. madde hükümleri, 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu

Kur korumalı Türk Lirası vadeli mevduat/katılım hesaplarının vergilendirilmesine yönelik değerlendirmelerimiz

Merkez Bankası’nca 2021/14 Sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ kapsamında ortaya çıkan; kur korumalı vadeli mevduat hesapları ile döviz tevdiat hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirasına geçişi yapılan mevduat/katılım hesaplarından elde edilen faiz/kâr payı gelirleri ile faizi/kâr payı gelirini aşan kur kaynaklı fark tutarlarının Merkez Bankasınca karşılanması sonucu elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi; 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile vergi kesintisine/stopaja tabii tutulması, vergi kesinti/stopaj oranının % 0 olarak uygulanması, kaynakta kesinti sureti ile vergilendirilme öngörüldüğünden bahisle ve Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) Geçici 67/7 ve 85, 86/c maddelerine istinaden diğer gelirler dolayısıyla verilecek yıllık gelir vergisi beyannamesine bu gelirlerin hiçbir şekilde dahil edilmemesi gerektiği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Kısaca bu finansal-tasarruf araçlardan elde edilen kazançlar yönünden fili bir vergi yükü oluşmayacaktır.   

Gelir vergisi yönünden getirilen vergilendirme rejimine yönelik eleştirilerimiz

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun; 1 inci maddesinde “Verginin Konusu” gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tâbi olduğu, gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu ifade edilmiştir. Kanunun 2 nci maddesinde ise; “Gelirin Unsurları” başlığı ile vergiye tabi olması gereken 7 gelir unsuru belirlenmiştir. Bu yedi gelir/kazanç unsurları; ticari kazanç, zirai kazanç, ücretler, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı, kaynağı ne olursa olsun diğer her türlü kazanç ve iratlar olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, belirtilen kazanç ve iratlara yönelik gelirin tespitinde gerçek ve safi miktarları ile nazara alınacağı ifade edilmiştir. Bir başka deyişle; bir kazanç ve iradın Gelir Vergisi’ne tabii tutulabilmesi (vergilendirilebilmesi) için; öncelikle bir kazanç ve iradın olması ve bu kazanç ve iradın belirlenen 7 gelir unsurundan birinin kapsamı içerisinde yer alması gerekmektedir. Aksi halde yapılabilecek bir vergilendirmeden söz edilemez. Gelir Vergisi kapsamında vergilendirilemeyecek durumlara örnek olarak; manevi tazminat ödemeleri, muhbirlere ödenen ikramiyeler, veraset ve intikal vergisinin konusuna giren kazançlar ile intikaller, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri karşılığında yapılan kira yardımları, kısa çalışma ödemeleri, 01 Ocak 2021 tarihi öncesinde yapılmış olan kaldıraçlı işlemlere ilişkin yapılan sözleşmelerden elde edilen gelir ve kazançlar verilebilir.  

Yazımız kapsamında benzerlik göstermesi ve örnek teşkil etmesi açısından; 1 Ocak 2021 tarihi öncesinde yapılmış olan kaldıraçlı işlemlerden elde edilen kazançlar, 7 gelir unsuruna girmediğinden ötürü, gelir vergisinin dışında kalmakta idi. Bu nedenle; bu kapsamda elde edilen kazançların vergilendirilebilmesi için; 17/11/2020 tarih ve 31307 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7256 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 19 uncu maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67 nci maddesinin (13) numaralı fıkrasının ikinci paragrafına “opsiyon sözleşmeleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile döviz, kıymetli madenler ve Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenen diğer varlıklar üzerine yapılan kaldıraçlı işlemlere ilişkin sözleşmeler” ibaresi eklenmiştir. Yapılan bu kanuni düzenleme ile maddeye hüküm eklenmek sureti ile 01/01/2021 tarihinden itibaren kaldıraçlı işlemlerden elde edilen kazançların vergilendirilebilmesinin önü yasal olarak açılmıştır.

Ancak burada hemen belirtelim ki; bu yasal düzenleme öncesinde kaldıraçlı işlemlerden elde edilen kazançlar Gelir Vergisi’nin konusuna 7 gelir unsurunun kapsamına girmediğinden ötürü; vergilendirilmeye yönelik herhangi bir belirleme (kaynakta kesinti/stopaj düzenlemesine yönelik Cumhurbaşkanlığı Kararı alınarak oran belirlemesi veya kaldıraçlı işlemlerin “menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı” olduğuna yönelik hüküm ilavesi) yapılmamıştır. 

Bu örnekten alarak; söz konusu durumun “kur korumalı vadeli mevduat hesapları ile döviz tevdiat hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirasına geçişi yapılan mevduat/katılım hesaplarından elde edilen faiz/kâr payı gelirleri ile faizi/kâr payı gelirini aşan kur kaynaklı fark tutarlarının Merkez Bankasınca karşılanması sonucu elde edilen gelirlerin” vergilendirilmesinde yapılmamış olması ve Gelir Vergisi Kanunu’nda da yasal bir düzenlemenin yapılmaması durumu, vergilendirilme ilkeleri açısından hata ve eksiklik arz ettiğini düşünmekteyiz.

Bu meyanda; yasal düzenleme yapılmadan uygulamaya konulan 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nın 1nci maddesi ile “Kur korumalı vadeli mevduat hesaplan ile döviz tevdiat hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk lirasına çevrilen mevduat hesaplarında %0 ve Kur korumalı vadeli katılma hesapları ile döviz cinsinden katılım fonu hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk lirasına çevrilen katılma hesaplarında %0” olarak belirlenmiş olan söz konusu vergilendirilme hükümlerinin hukuka uygun olmadığını, Cumhurbaşkanı Kararı ile Kanun arasında bir norm çatışması doğurduğunu ve durumun hukuki zeminde tartışmaya açık bir alan haline geldiğini düşünmekteyiz. 

Bilindiği üzere; Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67 nci maddesi; özel bir vergilendirilme rejimi olup, bankalar ve aracı kurumlar tarafından kazanç sahiplerinin kazançlarından kaynakta kesilerek ve kesinti/stopaj oranları uygulanmak sureti ile hesaplanarak takvim yılının üçer aylık dönemleri itibarıyla beyan edilerek ödenmektedir.  

Mevduat faiz gelirlerinin vergilendirilmesinin yasal dayanağı, Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67 nci maddesinin 4 üncü fıkrasından almaktadır. Söz konusu madde hükmü şu şekilde “Bankalar arası mevduat ile aracı kurumların borsa para piyasasında değerlendirdikleri kendilerine ait paralarına yürütülen faizler hariç olmak üzere, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (7), (12) ve (14) numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratlarından ödemeyi yapanlarca % 15 oranında vergi tevkifatı yapılır. Bu fıkra kapsamında yapılan tevkifat tutarları 98 inci ve 119 uncu maddelerde belirtilen sürelerde beyan edilir ve ödenir. Bu iratlar üzerinden 94 üncü madde veya Kurumlar Vergisi Kanununun 24 üncü maddesi (5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 15 nci maddesi) kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz.” düzenlenmiştir. 

Mevduat faiz gelirlerinden elde edilen kazançların vergilendirilmesinde; GVK’nun Geçici 67 nci maddesinin 4 üncü fıkrasında % 15 oranında genel bir vergilendirme (kaynakta kesinti/stopaj sureti ile) oranı belirlenmiştir. GVK’nun Geçici 67 nci maddesinin 17 ve 19 uncu fıkra hükümleri ile süre, oran (% 15 oranını ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %15'e kadar artırmaya), kazanç ve irat türü itibari ile belirleme yetkisi Cumhurbaşkanlığı’na verilmiştir.

Bu yasal düzenlemelerden hareketle; GVK’nun Geçici 67 nci maddesinin 4 ncü fıkrası kapsamında vergilendirilecek olan kazanç türleri için, GVK’nun 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (7), (12) ve (14) numaralı bentlerine göndermede (bankalardan elde edilen mevduat faiz kazançları, katılım bankalarından elde edilen katılım/kâr payı ödemeleri ile ters repo kaynaklı kazançlar) bulunulmuştur.

Bu kapsamda ise; “kur korumalı vadeli mevduat hesapları ile döviz tevdiat hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirasına geçişi yapılan mevduat/katılım hesaplarından elde edilen faiz/kâr payı gelirleri ile faizi/kâr payı gelirini aşan kur kaynaklı fark tutarlarının Merkez Bankasınca karşılanması sonucu elde edilen gelirlerin” “menkul sermaye iradı” sayılıp/sayılmayacağı hususunun ele alınmasını gerektirmektedir.

Öncelikle mevcut Cumhurbaşkanlığı Kararı ile söz konusu mevduat hesaplarından elde edilecek gelirler münferit tek bir kazanç olarak ele alınmıştır. Ancak kur korumalı/kura endekslenen TL cinsi hesaplardan aslında iki tip kazanç elde edilmektedir. Bunlardan ilki; hesap sahiplerinin hesabına yatırdığı nakde yönelik, vade sonunda ortaya çıkan/hesaplanan TL cinsi faiz/kar payı kazancıdır.

Diğeri ise, hesap açılış tarihi ile hesabın vade süresi sonundaki Merkez Bankasınca ilan edilen ABD Doları, Euro ve İngiliz Sterlini cinsi kurlar arasında hesap sahibi adına oluşan aleyhe kur farkının, hesap açılış tarihindeki TL bazında ifade ettiği döviz miktarı ile çarpılması elde edilen tutardan, elde edilen faiz/kâr payı tutarının düşülmesi sonucunda kalan tutar (kur artışının faiz getirisinden yüksek olması şeklindeki ortaya çıkan durum) kadar kazanç elde edilmesidir. Söz konusu bu tutar; Merkez Bankası’nca karşılanacak, Merkez Bankası bu tutarı bankanın talebi sonrasında bankaya aktaracak ve banka da bu tutarı hesap sahibinin hesabına aktaracaktır. Vergilendirme sorunu ise; Merkez Bankası’nca karşılanacak olan bu ikinci kazanç tutarının tanım ve yorumlanmasından kaynaklıdır.

Kur korumalı vadeli mevduat/katılım hesabı; herhangi bir menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak değerlendirilemez. Bu hususun aksine yönelik herhangi bir özel belirleme ve düzenlenme de yapılmış değildir. Esasen vadeli mevduat hesabı gibi işlem gören, iki tip kazancın elde edilebildiği, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerine benzer niteliği olan ve dövize endeksli ayrı bir kazanç elde edilebilme potansiyeli bulunan karma bir yatırım/tasarruf aracıdır. Şahsına münhasır özellikleri ve şartları olması, yeni bir finansal enstrüman olarak ortaya çıkması nedeni ile mevcut kanuni ve vergisel düzenlemeler ile birebir örtüşmemektedir.

Kişisel görüşümüze göre; Merkez Bankası’nca karşılanacak olan ve hesap sahibince elde edilecek bu tutarı “menkul sermaye iradı” olarak değerlendirebilmek pek mümkün değildir. Şöyle ki; 2021/14 Sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliği ile 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nda da belirtildiği üzere; Merkez Bankası’nca karşılanacak olan tutarlar bir destek ödemesi olup, bedelsiz görünmekle birlikte bir ivaz karşılığı olduğu, fiili ve gerçek bir amaca hizmet ettiği söylenebilir. Kaldı ki GVK’nun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasında “Kaynağı ne olursa olsun aşağıda yazılı iratlar menkul sermaye iradı sayılır” denilmiş ve 17 paragraf ile kazanç unsurları ayrı ayrı belirtilmiştir. Bu fıkradan alarak; Merkez Bankasınca karşılanacak olan tutarın, ayrı ayrı sayılan kazanç unsurlarına girmemesi nedeni ile menkul sermaye iradı yönünden doğru bir değerlendirmenin yapılabilmesi için, söz konusu kazanç tutarlarının kaynağına da ayrıca bakılması gerekmektedir.

GVK’nun 75/2-7 paragrafının lafzi ifadesine bakıldığında; kur korumalı vadeli hesap açanlar yönünden, mevduat toplayan banka tarafından hesap sahibine ödenecek olan ilk kazanç tutarının mevduat faizi olduğu tartışmasız olmakla beraber, Merkez Bankasınca karşılanacak olan tutar; menkul sermaye iradı olarak değerlendirilemez. Çünkü Merkez Bankası’nın kendi kuruluş kanunu kapsamında herhangi bir mevduat toplama yetkisi bulunmamaktadır. Sadece bankalarca toplanan mevduattan belirlenen oranlarda munzam karşılığı toplama yetkisi vardır. Bu kapsamda ise; Merkez Bankası’nca hesap sahibine aktarılmak üzere bankaya gönderilecek olan tutarlar bankalar arası bir mevduat olarak değerlendirilemeyeceği gibi, bu tutarlar üzerinden elde edilebilecek bir kazanç da bulunmamaktadır. Ayrıca, yasal olarak 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında faaliyet izni almış olan bankalar haricinde hiçbir kişi veya kuruluşun mevduat toplama yetkisi bulunmamaktadır. Bu kapsamda; Merkez Bankası’nın, GVK’nun 75/2-7 paragrafında parantez içi hükmünde yer alan “bunlar dışında kalan kişi ve kuruluşlardan devamlı olarak para toplama işi ile uğraşanların her ne şekil ve ad altında olursa olsun toplanan paralara sağladıkları gelirler ve menfaatler” ibaresi kapsamına da dahil edilemez.

Merkez Bankasınca karşılanacak olan tutarların; GVK’nun 75/2-6 paragrafında belirlenen “Alacak Faizi” kapsamında da değerlendirebilmek mümkün olmamaktadır. Çünkü Merkez Bankası’nın kamu tüzel kişiliği bulunmamakta, herhangi bir alacak ve senede bağlanmış bir borçtan bahsedebilmekte mümkün değildir.  

Merkez Bankasınca karşılanacak olan tutarların; GVK’nun 75 nci maddesinin ilk bendinde yer alan “Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil (oluşmuş, biçimlenmiş) sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.” lafzındaki “faiz ve benzeri iratlar” ibareleri referans alınarak “menkul sermaye iradı” şeklinde değerlendirmenin hatalı olduğu açıktır. Çünkü kazanç unsurları maddede tek tek (tahdidi olarak) sayılmıştır. Eğer Kanun koyucu bu kapsamda bir sınırlama yapmak istememiş olsa idi, maddenin ikinci bendinde düzenlemeler yapma ihtiyacı olmaz idi. Bu gerekçe ile “Merkez Bankasınca karşılanarak mudilere ödenen tutarların” GVK’nun 75 inci maddesinin ilk bendinde yer alan kapsama dahil edilmesi mümkün olmamaktadır. Beinzer durum, GVK’nun Geçici 67 nci maddesinde de aynı şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yine GVK’nun 75 nci maddesinin ilk bendinde yer alan lafzi ifade, bir başka yönü ile yorumlandığında; belirtilen kazançların menkul sermaye iradı olarak değerlendirilmesi için, bu kazançları elde eden kişilerin “ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında oluşan sermayeleri üzerinden elde edilmesi” şartı aranmaktadır. Bu meyanda; kur korumalı vadeli mevduat hesabı açabilecek kişiler; (2021/14 Sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ hükümleri kapsamında) yurt içi yerleşik gerçek kişiler olarak belirlenmiş, bu kişilerin serbest meslek ve müstakil iş sahibi olmasının önemi olmadığı belirtilmiştir.

Konu bu yönü ile de ele alındığında, örneğin bilanço veya işletme hesabı esasına göre defter tutan ve yurtiçi yerleşik bir gerçek kişinin ticari faaliyetine bağlı olarak ortaya çıkan “kur korumalı açtırdığı bir hesap üzerinden elde ettiği iki kazanç unsurunun da vergilendirilmemesi ve ayrıca bu kişinin ticari faaliyetine bağlı açtığı kur korumalı vadeli hesabın vadesinden önce kapatılması ve döviz kurunun düştüğü durumda ortaya çıkan kur farkı zararının da ticari kazanç tespitinde dikkate alınmaması gerektiği şeklinde bir durumun ortaya konulması lazım gelmektedir. Tabii ki bu husus; mevcut getirilen vergilendirme sisteminin doğru ve hukuki olduğu varsayımına dayanmaktadır. Aksi durumda ise; Gelir Vergisi Kanununda yer alan bazı hükümlerin yok sayıldığı gibi bir durum söz konusu olmaktadır. Bu ise; vergisel ve hukuki anlamda kabul edilebilecek/savunulacak bir durum değildir. Zaten böyle bir durum, aynı şart ve koşullara sahip kişiler arasında birine vergilendirilmeme, diğerine vergilendirme yapılması durumunu ortaya çıkartır ki; bu durum ise “Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık durumunu” ortaya çıkartabilecektir. Bu kapsamda yeni vergilendirme sisteminin, GVK’nın diğer maddeleri arasında uyumsuzluk barındırdığını düşünmekteyiz. 

Bir diğer yönden ise; vade sonunda, kurun vade başlangıcına göre azaldığı veya faiz tutarına eşit olduğu durumlarda, kur korumalı vadeli hesap sahibi mevduat faizini/kar payını her halükarda almaktadır. Bu durumda ise; kur korumalı hesap, vadeli mevduat hesabına eş değer olmaktadır. Sonuçta kur korumalı açılan hesap, fiilen bir vadeli mevduat hesabı olup, koşular sağlandığında mevduat faizi/kâr payı geliri her halükarda elde edilmektedir. Getirilen vergilendirme sistemi ile bu kapsamda elde edilen faiz gelirine herhangi bir vergilendirilmenin öngörülmemiş (sıfır oranlı kesinti uygulaması) olması hatalı, eksik ve hukuksuz bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz mevcut durum ve kişisel görüşümüze göre; ilk kazanç unsuru olan mevduat faizi/kâr payı gelirinden; belirlenen oranlarda kaynakta kesinti/stopaj uygulaması yapılarak vergilendirmenin yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.    

Yukarıda gerekçelendirdiğimiz ve izah ettiğimiz üzere; Merkez Bankasınca karşılanacak olan tutarlar, gelir vergisinin konusuna girmeyen, 7 gelir unsurunu da hiçbir şekilde kavramayan ve vergilendirilmemesi gereken bir unsur olarak ele alınması gerekmesine rağmen, bu durumun aksi iddia edilse bile,

Gelir Vergisi Kanunu’nun 29 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının 1 inci bendinde belirtildiği üzere: “Teşvik gayesiyle verilen aşağıda yazılı ikramiye ve mükafatlar Gelir Vergisi'nden müstesnadır:

İlim ve fenni, güzel sanatları, tarımı, hayvan yetiştirilmesini ve memleket bakımından faydalı olan diğer işleri ve faaliyetleri teşvik maksadıyla verilen ikramiyeler ve mükafatlar”gelir vergisinden istisna olduğundan, Merkez Bankası’nca karşılanan bu destek/teşvik/hibe tutarlarının (her ne isimle isimlendirilsin) (uygulamanın amaç ve gerekçeleri, karşılığının olması, ödenecek tutarların Merkez Bankası’na verilen kanuni görevlerinin yerine getirilmesine katkı sağlama potansiyeli, fiyat istikrarına katkısı v.b. yönlerden duruma bakıldığında da) söz konusu getirilen vergilendirme rejiminin hatalı ve gereksiz bir düzenleme olduğu, düzenleyici işlem şeklinde çıkartılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın “kur korumalı vadeli hesaplar yönünden getirilen hükümlerin” hukuki sakatlık taşımasına neden olmuştur.

Her ne kadar meri mevzuat hükümleri ile getirilen yeni düzenleme sonuç anlamında, vergilendirilmeme yönünde aynı sonuca ulaşılıyor olsa bile, hukuki sakatlığı ve tereddüt yaratan diğer vergilendirme hususlarına dikkat çekmek istemekteyiz.

Kur korumalı vadeli mevduat hesaplarına yönelik diğer tereddütlü hususlar ve tavsiyelerimiz

Uygulamaya yönelik ayrıntıların yer aldığı; Merkez Bankası’nca yayımlanan “Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı”nın ekleri olan kâğıtlar için; Bankalarca Merkez Bankası’na elektronik ortamda gönderilecek olan formların (her ne kadar ıslak imza zorunluluğu aranmayacak olsa bile) elektronik veri şeklinde hazırlanması, aktarılması, oluşturulan bu belgelerin hukuki niteliği olması, ispat edici özelliği olması ve belli bir parayı ihtiva etmesi nedenleri ile konunun Damga Vergisi yönünden ele alınması gerekmektedir.

Bu meyanda; belirtilen formların Bankalarca, Merkez Bankasına Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde gönderilmesi halinde, banka açısından Damga Vergisi yükümlülüğü doğurabilme ihtimali mevcuttur.

Söz konusu bu formlar; Damga Vergisi Kanunu’na ekli (I) Sayılı Liste kapsamına girmemekle beraber, tersi yönden de (II) sayılı Liste kapsamında da istisna olarak değerlendirilmemiştir. Bu nedenle bankalar yönünden sürpriz Damga Vergisi yükümlülükleri doğmaması açısından ve paradoksun giderilmesi adına; bu belgelerin mahiyetinin tayin edilerek bu bildirimlerde damga vergisi aranmaması gerektiği yönünde yasal bir düzenleme yapılarak II Sayılı listeye istisna hükmü eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Kur korumalı vadeli mevduat/katılım hesabı uygulamasından yararlanmak isteyen ve döviz cinsi varlığı olanlar için; döviz tevdiat hesaplarının ve döviz cinsinden katılım fonlarının dönüşüm uygulaması için 20 Aralık 2021 ve öncesi bir tarihle sınırlandırılmış olması uygulamadan yararlanabileceklerin sayısını azaltacaktır. Benzer bir şekilde, uygulamadan tek bir sefere mahsus olarak yararlanma imkanı verilmesi durumu da uygulamaya olan talebi azaltabilecektir.

Ayrıca döviz cinsi birikimi olup, kur korumalı vadeli mevduat/katılma hesabı açmak amaç ve şartı ile düzenlemeden yararlanabilecek olan kişilerin, mevcut dövizlerini bankaya bozdurma esnasında “binde iki” oranında uygulanması gereken 6802 Sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 33 üncü maddesi kapsamındaki Banka ve Sigorta/ Kambiyo Muameleleri Vergisi’ne bir istisna hükmü getirilmesi veya % 0 olarak bir vergi nispeti belirlenmesinin gerekli ve yerinde bir düzenleme olacağını düşünmekteyiz.

Kur korumalı vadeli mevduat/katılım hesabı uygulaması kapsamında; dönüşüm kuru üzerinden uygulamaya geçmek isteyen kişilerin dövizleri (ABD doları, Euro ve İngiliz Sterlini) Banka tarafından, Merkez Bankası adına alınmakta ve dövizler aynen Merkez Bankası’na gönderilmektedir. Merkez Bankası da dönüşüm kuru üzerinden hesaplanan dövizin TL karşılığını ilgili bankaya aktarmaktadır. Bu şekilde yapılan işlem, tam olarak bir kambiyo alım-satım muamelesi işlemi olup, bu işlemlere yönelik hem bankaya hem de Merkez Bankası’na; 6802 Sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 29 ncu maddesi kapsamında uygulanabilecek herhangi bir istisna hükmü mevcut bulunmamakta, bu işlemlerin bankalar arası mevduat veya munzam karşılığı olarak değerlendirilebilmesine de imkân bulunmadığından, bankaya bu işlem yönünden BSMV/Kambiyo Vergisi yükümlülüğü doğma riski mevcuttur. Ayrıca Merkez Bankası yönünden ise; T.C. Merkez Bankasının Kuruluş Kanunu’nun 64 üncü maddesi hükmünden hareketle “Banka, banka işlemlerine müteallik bütün kağıtlar, ilanlar ve saire dolayısıyla kendisi tarafından ödenmesi gereken Damga Vergisi ile her türlü resim ve harçtan muaftır” hükmüne yer verilmiş olmasına rağmen, bu hükmün BSMV/Kambiyo Muameleleri Vergisi yönünden hüküm ifade etmediğini düşünmekteyiz.  Bu nedenle, bankaya bu işlemlere yönelik Kambiyo Muamelesine yönelik vergisel yükümlülük doğması halinde; bankaca ödenecek olan vergi yükü Merkez Bankası’na yansıtılması zorunluluğu doğacaktır.

Banka tarafından Merkez Bankasına aktarımı yapılan döviz transferlerine ilişkin tüm masraflar, aylık olarak toplu bir şekilde banka tarafından Merkez Bankasına bildirilmesi sonrasında Merkez Bankası tarafından ilan edilen döviz alış kuru üzerinden, takip eden ayın son iş gününe kadar Merkez Bankasınca Türk lirası olarak Bankaya ödenmesinde de BSMV yönünden (kur farkı kaynaklı lehe para kalma ihtimali ile kambiyo muamelesi yönlerinden) belirsizlik bulunmaktadır. 

Bu nedenle, belirtilen işlemlere yönelik bir istisna hükmü getirilmesi veya % 0 olarak bir vergi nispeti belirlenmesinin gerekli ve yerinde bir düzenleme olacağını düşünmekteyiz.

Kur korumalı vadeli mevduat/katılım hesabı uygulamasında; 2021/14 Sayılı Tebliğ kapsamında, vade bitiminde banka tarafından sadece anapara+faiz ödemesinin yapılacağı, sonrasında ise bankaca hesaplanıp Merkez Bankası’na bildirilen kur farkı tutarı, Merkez Bankası’nca aynı gün bankaya ödeneceği/aktarılacağı, sonrasında ise banka tarafından hesap sahibinin hesabına gelen tutarın aynen geçeceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle; banka tarafından lehe bir gelir elde edil(e)mediğinden ötürü, Merkez Bankası’nca karşılanacak olan tutar için BSMV mükellefiyeti doğmayacağı anlaşılmaktadır. Belirtilen bu işlemler için; Vergi İdaresi’nce Genel Tebliğ düzenlemeleri yapılmasında fayda görmekteyiz.  

Sonuç

Yazımız kapsamında belirttiğimiz hususlar özelinde; Merkez Bankasınca karşılanacak olan kur farkı kaynaklı tutarların vergilendirilmesine yönelik yapılan düzenlemenin, vergilendirme prensipleri ve Anayasal yönlerden birçok vergisel-hukuki sorun ve belirsizlikleri barındırmaktadır.

Kanunla verilmiş bir yetki olmadan, kanunda yer almayan ve verginin konusuna girmeyen veya vergiden istisna tutulabilecek bir konu hakkında; GVK’nun 75 inci maddesinde yasal bir değişiklik yapılmadan, düzenleyici işlem şeklinde Cumhurbaşkanı Kararı alınmasına teknik olarak imkan olmadığı gibi, Cumhurbaşkanı Kararı’nın normlar hiyerarşisinde Anayasa’nın ve kanunun altında bir yerde olduğu da göz önüne alındığında hukuka aykırılıklar göze çarpmaktadır.

Merkez Bankasınca karşılanacak olan kur kaynaklı tutarlar için; özel bir belirleme ile herhangi bir vergilendirme düzenlemesi yapılmasına gerek bile bulunmamakta iken, söz konusu getirilen vergilendirme düzenlemelerinin hali hazırdaki mevcut mevzuat hükümleri kapsamında eksik ve hatalı olarak yorumlanmak sureti ile gereksiz/temelsiz/yetkisizce çıkartılmış bir düzenleme olarak Cumhurbaşkanı’na karar aldırıldığı anlaşılmaktadır.

Kanunda ve hatta genel tebliğlerde bile belirtilmeyen hususlar üzerinden (her ne kadar mükellef lehine bir düzenleme yapılmış olsa bile) kaynakta kesinti yolu ile vergilendirme öngörülmesi durumu; vergisel ve hukuki yönlerden aykırılıklar barındırmaktadır. Bu şekilde bir vergilendirme rejimi yapılmasının doğru ve hukuki olmadığı görüşündeyiz.

Yasa ile düzenlenmesi gereken bir konuda ikincil düzenlemeler veya Cumhurbaşkanı Kararı ile düzenleme yapılması (her ne kadar mükellef lehine ve % 0 olarak belirleme yapılmış olsa bile) yetki yönünden sakatlık içermektedir. Bu durum; bir şekilde Danıştay nezdinde yargısal denetime tabii tutulur ise, mevcut hukuki durum kapsamında; 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nın 1 inci maddesinin 2.paragrafının “v” bendi ile 3.paragrafının “iv” bentleri iptale konu olabilecektir.

Mevcut hal ile söz konusu CB Kararı’nın 1 inci maddesinin 2. paragrafının “v” bendi ile 3. paragrafının “iv” bentleri keyfi, gereksiz ve temelsiz bir hukuki düzenleme olmuştur.

Bu nedenle; GVK’nın 75. ve Geçici 67. Madde hükümlerine “kur endeksli mevduat ve katılım hesaplarına ilişkin” ibarelerin maddelere işletilerek yasal bir düzenleme yapılmasında fayda bulunmaktadır. Ancak bu şekilde yapılabilecek yasal bir düzenleme ile Cumhurbaşkanlığı Kararının 1 inci maddesi hukuki hale getirilebilecektir.

Uygulamaya temas eden diğer vergiler yönünden; gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasında, sonrasında ise düzenleyici işlemlerin çıkartılmasında fayda görmekteyiz.

1-193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu
2-2021/14 Sayılı Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ ile Merkez Bankası Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğe İlişkin Uygulama Talimatı (Ayrıntıları),
3-Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu
4-24 Aralık 2021 tarih ve 4970 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı
5-6802 Gider Vergileri Kanunu
6-488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu
7-7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor