Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Araştırmalar

Yavuz AKBULAK
Yavuz AKBULAK
244OKUNMA

Kripto Token’leri için yeni bir kavramsal vergi düzenleyici çerçevenin geliştirilmesi (Derleme)

Kripto Token’leri için yeni bir kavramsal vergi düzenleyici çerçevenin geliştirilmesi (Derleme)

Merkezi olmayan sanal para biriminin (decentralized virtual currency) ardındaki kavramlar, ilk kriptografik sanal para birimi olan ‘Bitcoin’in 2008 yılında piyasaya sürülmesinden uzun bir süre boyunca ve onlarca yıl önce geliştirildi. Bu bağlamda, Nobel ödüllü Friedrich Hayek’in 1970’lerin başından itibaren yaptığı çalışmaların önemli bir bölümünü temsil eden ‘paranın tabiiyetten çıkarılması (vatansızlaştırılması)’ (denationalization of money) fikri bir dereceye kadar dile getirilmektedir.

Aslında, hükümet otoritesi dışı bir değişim ortamının(1)  evrimi binlerce yıl önce başladı(2) ve hiçbir hükümet müdahalesi de olmadı. Benzer şekilde, hükümet otoritesi dışı para birimleri de yüzyıllar önce vergi dışı çeşitli nedenlerle ortaya çıktı. Örneğin, 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bankaları hükümet otoritesi dışı para birimlerine sponsorluk yapıyordu(3) ve hatta bundan önce de çeşitli ülkelerdeki tacirler, kendi para birimlerini ve banknotlarını, olağan iş akışlarının ayrılmaz bir parçası olarak basıyorlardı. David Evans’ın da işaret ettiği gibi, yapılan bir çalışmada, Mexico City’de 2 binden fazla esnafın 1766 yılında “tlaco” adı verilen metal bir token(4)  çıkardığını bildirmiştir ve diğer örnekler, geçmişteki ticari alışveriş ortamının çeşitli emtia türlerini içerdiğini ortaya koymaktadır. Bu hükümet otoritesi dışı sponsorlu para birimleri genel olarak genel amaçlı para birimleri olarak varlığını sürdürmedi, ancak bazıları bir süreliğine işlemcilerin karşılaştığı zorlukları çözebildi(5) . Bununla birlikte, insanlık tarihindeki birçok sivil toplum aracı örneğine rağmen, kriptografik kamuya açık defter platformları (cryptographic public ledger platforms) devrim niteliğindedir çünkü hükümetler, merkez bankaları ve özel (ticari) bankalar gibi dünyanın her yerinden insanlara herhangi bir otorite veya güvenilir üçüncü şahıslar tarafından yönetilmeyen, kolayca erişilebilen bir para sistemi sunarlar. Sanal para birimleri aynı zamanda işlem/değişim maliyetlerini de azaltır.

Ancak Hayek’in paranın vatansızlaştırılması üzerine yoğunlaşan çalışmaları, enflasyonun ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerine dair endişelerin arttığı, hükümetin ekonomik karar alma mekanizmasına ve tekelci güçlere ve ayrıca haksız hükümet müdahalesine karşı artan güvensizliğin olduğu bir dönemde gelişmiştir. Buradaki fikir, merkezi olmayan paranın getirilmesinin farklı para birimleri arasında rekabet yaratacağı ve devletin parasal güçlerinin tekelci doğasını zayıflatacağıydı. Hayek, paranın vatansızlaştırılmasının para birimleri arasındaki rekabeti artırabileceğine, para birimi seçimine izin verebileceğine ve piyasa güçleri aracılığıyla sonunda para konsolidasyonuna yol açabileceğine inanıyordu.

Geçtiğimiz on yıllardaki teknolojik yenilikler ve İnternetin dünya çapında kitlesel olarak benimsenmesiyle yaşanan gelişmeler, birçok kişinin para ve itibari para birimi hakkında bildiklerini sorgulamasına ve yeniden düşünmesine yol açmıştır. Ancak, bu teknolojinin getirebileceği fırsatların yanı sıra, bu değişikliklerin hükümetlerin gelecekte vergi toplamasını zorlaştıracağı ve sanal para birimlerinin kullanımının genellikle suç saikı [dolandırıcılık veya daha da kötüsü terörizmi, insan kaçakçılığını veya uyuşturucuyu finanse etme aracı olarak (fraudulent dealings or even worse as means to fund terrorism, human trafficking or drugs)] ile yapıldığı yönünde artan bir endişeyi de beslemiştir. Vergi açısından bakıldığında, sanal paranın kullanıma sunulması, hükümetleri, hem fiziksel hem de beşeri sermayenin nispeten statik olduğu bir yüzyıl önce oluşturulan vergi kurallarını yeniden incelemeye zorlamıştır. Ancak bu teknolojik atılımlar aynı zamanda vergi otoriteleri için fırsatlar da sunmaktadır.

(Makale yazarlarınca) Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin, mevcut para kurallarını baltalayabilecek ve muhtemelen bankaların, borsaların ve diğer finansal kurumların önemini zayıflatabilecek teknolojik yeniliklerin bir kısmını veya çoğunu geri itmeye yönelik gayri resmi ve koordinesiz girişimlerine karşı çıkılıyor ve kripto token’leri satılana veya takas edilene kadar vergiyi doğuran olayın ertelenmesine (deferral of the taxable event) olanak sağlayan kripto token’lerin vergilendirilmesi ile ilgili olan ‘gerçekleşme/tahakkuk ilkesi’nin (realization principle) geçerliliğini ve bunun gerileyici etkisi sorgulanıyor. Bu tür bir ertelenme fikri, ‘hangi kaynaktan elde edilirse edilsin tüm gelir’in (all income from whatever source derived) vergilendirilmesine ilişkin temel fikirle ve Robert Haig ve Henry Simons tarafından formüle edilen gelirin (‘gelir’, (a) vergi mükellefinin değerlendirme dönemi boyunca yaptığı tüketimin değeri ile (b) varlıklarının net değerindeki olumlu ya da olumsuz değişimin toplamıdır.) teorik tanımıyla çelişmesine rağmen, bir asırdan fazla bir süre önce (gelir vergisinin başlangıç aşamasında olduğu bir dönem) birçok gelir vergisi sisteminde ortaya atılmıştı. Buna göre, varlıkların net değerindeki değişiklikler ve daha spesifik olarak servete erişim, varlık (şey/eşya) satılana veya takas edilene kadar normal olarak vergilendirilmez. Bununla birlikte, gerçekleşmemiş (tahakkuk etmemiş) değer artışlarına ilişkin vergilendirmenin ertelenmesine yönelik temel gerekçelerin (likidite eksikliği, pazarlanabilirlik, önemli işlem maliyetleri ve varlıkların değerlemesi ile ilgili bilgilerin eksikliği; lack of liquidity, marketability, significant transaction costs, and lack of relevant information about the assets’ valuation) dikkatli bir analizi, kripto token’lerin vergilendirilmesi ile alakasız görünmekte olup; bu nedenle, gerçekleşme ilkesinin benimsenmesi makale yazarlarına göre haksız veya gereksizdir. Ayrıca, hükümetlerin/vergi otoritelerinin, bu token’lerin günlük kullanımı üzerinde ‘caydırıcı bir etki’ (chilling effect) olarak bu tür avantajlı vergi kuralları teklif ettiği ölçüde, bu tür bir vergi ertelemesinin, ödeme araçları hatalı olduğundan ve yeniden düşünülmesi gerektiğinden, token sahiplerini bu tür token’leri takas etmemeleri veya başka şekilde elden çıkarmamaları konusunda bastırdığı, caydırdığı, geciktirdiği veya başka şekilde ödüllendirdiği (makale yazarlarınca) iddia ediliyor. Ve en önemlisi, bu tür bir ertelenme, token sahiplerine yalnızca kendilerine sunulan önemli bir vergi erteleme avantajı sağladığı için gerileyici niteliktedir.

Kripto token’ler hayatımıza 15 yıl önce girmiş olsa da çoğu ülke, kripto paraların benzersiz özelliklerini (sahte anonim yapısı, düzenli olarak alınıp satılabilir yapısı, çoğu token için yüksek likidite, minimum/azaltılmış genel giderler/idari maliyetler, sanal doğası, merkezi olmayan yapısı ve yüksek oynaklığı; its pseudo-anonymous nature, regularly tradeable nature, high liquidity for most tokens, minimal/reduced overhead/administrative costs, virtual nature, decentralized nature, and high volatility) ele alacak spesifik kurallar benimsemedi ki; bu durum politika yapıcıların, vergi otoritelerinin ve mahkemelerin, kripto para birimlerini, bunları işlemek için tasarlanmamış vergi sistemlerine dâhil etme konusunda zorluk yaşamalarına neden oldu. Bu nedenle makalede, yasa koyucular kendilerine özgü özelliklere dayalı yeni bir düzenleyici vergi çerçevesi geliştirmeye çağırılmaktadır. Kripto token’lerinin satın alınmasını takip eden ve bu token’lerin bertaraf/imha edildiği tarihte sona eren vergi etkilerine odaklanmakta ve makale yazarlarına göre kripto token’lerin benzersiz özelliklerine daha iyi uyacak ve iyi vergi politikasının altında yatan ilkelerle uyumlu olacak yeni bir kavramsal vergi düzenleme çerçevesi sunmaktadır.

Bu makalenin katkısı dört yönlüdür. İlk olarak, mevcut vergi yöntemlerinden/yollarından hangisinin kripto token’leri vergilendirmek için en uygun olduğunu (maddi varlık, para/para birimi, emtia veya aktif olarak alım satımı yapılan varlık olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği; whether to treat it as tangible property, money/currency, commodity, or actively traded property) belirlemeye odaklanan mevcut akademik ve hukuki söylemin değiştirilmesi önerilmektedir. Kripto token’lerinin benzersiz özelliklerine uyan benzersiz bir düzenleyici vergi çerçevesi benimsenmesi öneriliyor ki; bu nedenle, kripto token’lerin paranın üç işlevini (değişim aracı, değer saklama ve hesap birimi; medium of exchange, storage of value, and unit of account) karşılayıp karşılamadığı veya varlık/menkul kıymet tanımına daha iyi uyup uymadığı önemli değildir. Bu ayrımlar artık dijital para birimi ile ilgisi olmayan farklı bir ekonomik gerçekliğe aittir. İkinci olarak, kripto token’lerinde vergiyi doğuran olayı şu anda vergilendirilen kısmi vergiyi doğuran olay ve elden çıkarma/takas üzerine vergilendirilecek ve gerçekleşmemiş değerlendirmeyi/takdiri [bir yakalama hükmü (appreciation (a catch-up provision)] yakalayacak başka bir vergiyi doğuran olay olarak ikiye ayıracak yeni bir düzenleyici çerçeve önerilmek isteniyor.

Üçüncü olarak, vergi mükelleflerinin zararları daha esnek bir şekilde telafi etmelerine ve hükümetleri, devlet bütçelerini boşaltabilecek/aşındırabilecek keskin değer düşüşlerinden koruyacak şekilde zarar sınırlama kurallarının değiştirilmesi ve koruyucu önlemlerin dâhil edilmesi öneriliyor. Dördüncü olarak ise, Yabancı Banka ve Finansal Hesap Beyanı (Foreign Bank and Financial Account Reporting-FBAR) ve Yabancı Hesaplar Vergi Uyum Yasası (Foreign Account Tax Compliance Act-FATCA) bildirim yükümlülüklerine benzer, kripto token’lerin benzersiz karakter ve değerlerine uyacak bir bildirim/raporlama yükümlülüğü geliştirilmesi önerilmektedir.

Son olarak, yukarıda belirtildiği gibi, mevcut vergi sistemleri şu anda kripto token’lerin ertelenmesini ve neredeyse hiç vergilendirilmeyen sermaye değerlendirmesi sunmaktadır. Bu vergi sistemleri aynı zamanda token sahiplerinin kripto yatırımlarını bildirmelerini ve ne yazık ki nadiren gerçekleşen ertelemeyi sabırla beklemelerini de gerektirmemektedir. Bu erteleme, mükelleflerin vergi yükümlülüklerini yerine getirmelerini (vergi borçlarını ödemelerini) psikolojik olarak zorlaştırmaktadır. Düşük tutarları bildirmek ve düşük kâr üzerinden vergi ödemek çok daha kolay olsa da beyan ve vergi erteleme, vergi mükellefini kripto yatırımı daha büyük ve psikolojik olarak daha zorlayıcı olduğunda beyan/ödeme kararı vermeye zorlamaktadır. Bu nedenle, makale yazarlarınca gerçekleşme/tahakkuk ilkesinin ve ertelemenin yürürlükten kaldırılması gerektiğine ve en azından kripto token’lerin vergilendirilmesi için yeni bir vergi kuralının bunun yerine geçmesi gerektiğine inanılmaktadır.

(1) https://www.ey.com/en_gl/geostrategy/geostrategic-analysis#chapter1771378962
(2) 
https://www.reuters.com/markets/commodities/red-sea-shipping-diversions-boost-container-sector-emissions-2024-01-17/
(3) 
https://www.offshore-energy.biz/navigating-the-new-normal-vessel-rerouting-spurs-higher-emissions-as-ships-avoid-the-red-sea/
(4) 
https://www.ft.com/content/554caa2e-4789-46e1-ac7f-a90cdbd84bbf
(5) 
https://www.greenbiz.com/article/how-red-sea-crisis-could-impede-shipping-industry-climate-targets

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor