Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Mükellef Hakları

Mustafa BALCI
28 Eylül 2022Mustafa BALCI
774OKUNMA

İadeli taahhütlü posta yoluyla dava açılması veya Kanun Yoluna Başvuruda süre konusunda hukuki sorun yaşanması

Gerek 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 170’inci maddesinde(1) ve gerekse 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun (GK) 14/3 maddesinde(2) idareye yapılacak başvuruların iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılabileceği kabul edilmiş ve bu şekilde yapılan başvurularda, dilekçenin postaya verildiği günün aynı zamanda başvurunun yapıldığı gün olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

Dolayısıyla gerek VUK kapsamında gerek GK kapsamında idareye iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılacak başvurularda başvuru tarihi olarak; başvuru dilekçesinin, idarenin kaydına girdiği tarih değil, başvuruya ilişkin dilekçenin postaya verildiği tarih esas alınacaktır.

İdari başvurular yönünden durum bu şekildeyken, idari davaların iadeli taahhütlü posta yoluyla açılması halinde dava tarihi olarak; dava dilekçesinin veya kanun yoluna başvurma (istinaf/temyiz) dilekçesinin iadeli taahhütlü olarak postaya verildiği tarihin mi yoksa dava dilekçesinin mahkeme esas kaydına girdiği tarihin mi esas alınacağı sorusu akla gelebilmektedir.

İdari yargılamada, davaların açılması, görülmesi ve karara bağlanması ile yargı karanının kesinleşmesi süreçleri esas itibariyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) düzenlenmiştir.

İYUK’un 3’üncü maddesinde; idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarınahitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı; aynı Kanunun “Dilekçelerin verileceği yerler”  başlıklı 4’üncü maddesinde ise;  dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrakın, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına veya bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın asliye hukuk hâkimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verilebileceği hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan İYUK’un 31’inci maddesinde, İYUK’da hüküm bulunmayan hususlarda; hâkimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi; ehliyet; üçüncü şahısların davaya katılması; davanın ihbarı; tarafların vekilleri; feragat ve kabul; teminat; mukabil dava; bilirkişi; keşif; delillerin tespiti; yargılama giderleri; adli yardım ve duruşma sırasında taraftarın mahkemenin sükûnunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(3) (HMK) hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 

HMK’nın “Elektronik işlemler” başlıklı 445’inci maddesine istinaden(4), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemi olan Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla elektronik imza ile elektronik ortamda dava açabilme imkânı da tanınmıştır. Fiziki olarak mahkemelerde mesai bitimi saatine kadar dava açabilme imkânı varken, UYAP ortamında gün sonuna kadar (23:59) dava açabilme imkânı bulunmaktadır.

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar çerçevesinde; vergi mahkemesinin görev alanına giren bir davaya ilişkin olarak, elektronik imza edinerek elektronik ortamda UYAP üzerinden veya fiziki olarak ise; vergi mahkemesi başkanlığına, vergi mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise, vergi mahkemesine ulaştırılmak üzere; varsa bulundukları yer idare mahkemesi başkanlığına ve idare mahkemesinin de bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi hâkimliğine dava dilekçesi veya kanun yoluna ilişkin (istinaf/temyiz) dilekçenin verilebileceğini söyleyebiliriz.

Diğer taraftan özellikle büyükşehirlerde vergi mahkemesinin bulunduğu yerlerde davanın doğrudan vergi mahkemesinde mi açılacağı yoksa büyükşehir sınırları içerisinde ilçelerde bulunan asliye hukuk mahkemesi hâkimlikleri aracılığıyla dava açılıp açılamayacağı sorunu ortaya çıkmış ve 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 52’nci maddesi ile 2577 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan “bulunmayan yerlerde” ibaresinden sonra gelmek üzere “büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın” ibaresi eklenerek sorun çözülmüştür.

Örneğin; İstanbul’da vergi mahkemeleri ile idare mahkemeleri Bağcılar ilçesinde faaliyet göstermekte olup, Bağcılar ilçesinden açılacak davaların vergi mahkemesine, İstanbul’un diğer ilçelerinden açılacak davaların ise bulundukları yerdekiasliye hukuk mahkemesi aracılığıyla dava açabilmeleri mümkün olup, dava tarihi veya istinaf/temyiz dilekçesinin verildiği tarih, dilekçenin vergi mahkemesinin kaydına girdiği tarih değil, asliye hukuk mahkemesi kaydına girdiği tarih olacaktır.

Aynı şekilde İstanbul ili dışından İstanbul Vergi Mahkemesinde açılacak dava dilekçesi; vergi mahkemesine ulaştırılmak üzere davacının bulunduğu yerde bulunan vergi mahkemesi aracılığıyla; vergi mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise, vergi mahkemesine ulaştırılmak üzere; varsa idare mahkemesi başkanlığına ve idare mahkemesinin de bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi hâkimliği aracılığıyla dava açılması mümkündür.

Uygulamada karşılaşılan sorun

Yasal durum yukarıda açıklandığı üzere olmakla beraber, uygulamada özellikle gerek VUK’un 170’inci maddesinde ve gerekse 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 14/3 maddesinde, başvuruların iadeli taahhütlü olarak yapılabileceği ve başvuru tarihi olarak da dilekçenin idarenin kaydına giriş tarihinin değil “postaya veriliş tarihinin esas alınacağı” şeklindeki hükümler nedeniyle, dava açılırken davacılarda yanlış bir algı oluşabilmekte ve iadeli taahhütlü posta yoluyla dava açılması veya kanun yollarına ilişkin dilekçelerin verilmesi durumunda postaya veriliş tarihinin esas alınacağı gibi bir yanılsamaya düşülebilmekte ve dolayısıyla dilekçenin mahkeme esasına kaydedildiği tarih itibariyle, davanın ya da kanun yollarına başvurunun yasal süreden sonra yapılması gibi bir sorunla karşı karşıya kalınabilmektedir.

Yargı uygulamasına baktığımızda;

Bu durumlarla karşı karşıya kalındığında yargı uygulamasına bakıldığında;

İstanbul 3. Vergi Mahkemesince davanın süre yönünden reddine ilişkin karara yönelik olarak; dilekçenin taahhütlü posta ile gönderildiği, bu nedenle postaya veriliş tarihinin dikkate alınması gerektiği ileri sürülerek, bozulması istemiyle yapılan temyiz başvurusu Danıştay Dokuzuncu Dairesincereddedilerek mahkeme kararı onanmıştır(5).

Danıştay Dördüncü Dairesince 2012 yılında verilen bir kararda(6); İYUK’un 11’inci maddesi uygulamasının yargılama usulüne ilişkin olduğu ve başvurunun vergilendirmeye ilişkin bir bildirim, ödev ya da beyanname niteliğinde olmaması nedeniyle VUK’un 170’inci maddesinin uygulanamayacağı ve başvuru tarihi olarak dilekçenin postaya veriliş tarihinin değil, dilekçenin idarenin kaydına girdiği tarihin esas alınması gerektiği ifade edilmiştir.

Yine Danıştay Sekizinci Dairesince 2017 yılında verilen bir kararda(7); Baro Yönetim Kurulu'nun disiplin kovuşturmasına yer olmadığına dair kararlarına karşı, 15 gün içinde Türkiye Barolar Birliğine itiraz edilebileceğinin düzenlendiği, dava konusu olayda, Baro Yönetim Kurulu kararına karşı 15 günlük yasal sürenin son günü olan 20.08.2013 tarihinde itiraz dilekçesinin postaya verilmesine karşın dilekçenin postaya verilme tarihinin itiraz tarihi olarak kabul edileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığından, söz konusu itirazın idarenin kayıtlarına girdiği tarih esas alınarak incelenmesi gerekeceği ifade edilmiştir.

Konuya ilişkin değerlendirmemiz;

Yargı kararlarına bakıldığında iadeli taahhütlü posta yoluyla davanın açıldığı veya kanun yollarına ilişkin (istinaf/temyiz) dilekçenin verildiği durumlarda, iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılacak başvurularda başvuru tarihi olarak; başvuru dilekçesinin muhatabı idarenin kaydına girdiği tarihin değil, başvuruya ilişkin dilekçenin postaya verildiği tarih esas alınacağına dair 213 sayılı VUK ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda yer alan düzenlemelere benzer şekilde bir düzenlemeye 2577 sayılı Kanun’da yer verilmemiş olması gerekçesine dayandırıldığı görülmektedir.

Dava açma ve kanun yoluna başvurma iradesini yasal sürede ortaya koyduğu tereddütsüz olan davacıların, dilekçelerin yasal süreden sonra mahkeme kaydına girdiği durumlarda başvuruların yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle başvurularının süre yönünden reddedilmesi, özellikle hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı boyutuyla ele alınması gereken bir sorundur.         

Hak arama, temel hak ve özgürlüklerden birisi olmakla beraber, bu hakkın kullanılması hak düşürücü nitelikte dava açma süresi ile sınırlandırılmıştır. Hak arama özgürlüğü Anayasanın 36’ncı maddesinde düzenlendiği gibi Anayasanın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrası kapsamında(8) aynı zamanda AİHS Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6’ncı maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkının (mahkemeye erişim ilkesi) da bir gereğidir.

Dolayısıyla dava açma veya kanun yoluna başvurma iradesinin yasal sürede ortaya konulduğu hususunun tartışmasız olduğu bir durumda, İYUK’da postayaverilme tarihinin dava veya kanun yoluna başvuru tarihi olarak kabul edileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığıgerekçesiyle davanın veya kanun yolu başvurusunun süre yönünden reddedilmesinin hak arama özgürlüğüne ve adil yargılanma ilkesine uygun düşmeyeceği, mahkemelerin kamu düzenine ilişkin konulardan birisi olan süre yönünden kanun metinlerini dikkate alması gerekmekle beraber, İYUK’da bu konuda iadeli taahhütlü başvurularda başvuru tarihinin değil dava esas kaydının esas alınacağına dair aksi yönde açık bir düzenlemenin de bulunmadığıve yargılamada aşırı şekilci ve katı bir yaklaşımdan kaçınılması gerektiği yönündeki Anayasa Mahkemesi kararları da dikkate alındığında, iradesini açıkça ve tereddütsüz olarak yasal sürede ortaya koyan davacı veya kanun yoluna başvuran kişinin hak arama özgürlüğünün tecelli etmesi ve adil yargılanma ilkesi kapsamında mahkemeye erişim hakkından yoksun bırakılmaması adına, taahhütlü posta yoluyla yapılan dava veya kanun yolu başvurularında postaya veriliş tarihinin esas alınması ve dolayısıyla başvurunun yasal süresinde yapıldığının kabulü gerektiği düşüncesindeyiz.

Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere yargı uygulamasında aksi yönde verilmiş kararlar bulunması nedeniyle, hak kaybı yaşamamak adına, dava dilekçesi ile istinaf/temyiz dilekçelerinin iadeli taahhütlü posta yolundan ziyade yukarıda açıklandığı üzere İYUK’un 4’üncü maddesine uygun olarak veya e-imza edinerek UYAP ortamında yasal haklarını kullanmalarında fayda bulunduğunu da ifade etmek isteriz.

1- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Posta ile gönderme” başlıklı 170’inci maddesinde; “Yazılı bildirmelerin posta ile taahhütlü olarak gönderilmesi caizdir. Bu takdirde bildirmenin postaya verildiği tarih vergi dairesine verilme tarihi yerine geçer. Bu maddenin hükümleri vergi beyannameleri hakkında da cari olur.” ifadeleri yer almaktadır.
2- 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 14/3 maddesinde; (Ek: 18/6/2009-5911/5 md.) “Bu Kanuna göre gümrük idaresine yapılacak yazılı başvurular posta ile taahhütlü olarak gönderilebilir. Bu takdirde başvurunun postaya verildiği tarih gümrük idaresine verilme tarihi yerine geçer.” ifadeleri yer almaktadır.
3- 2577 sayılıİYUK’un 31’inci maddesinde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulmuş ise de, 04.02.2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanunu yürürlükten kaldırmıştır.
4- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nunElektronik işlemler” başlıklı 445’inci maddesinde;
    “(1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır.
     (2) Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir. Bu Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgeler ayrıca fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz.
    (3) Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir.
    (4) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.
    (5) Mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” ifadeleri yer almaktadır.
5- Dan. 9.D.  22.12.2008 tarih ve E. 2008/3406, K.2008/6110 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 28.09.2022 tarihinde ulaşılmıştır.)
6- Dan. 4.D.  22.11.2012 tarih ve E. 2010/1454, K.2012/6995 sayılı kararında; Dava konusu olayda ise, davacı tarafından dava açılmadan önce uyuşmazlık konusu cezaların kaldırılması istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi uyarınca, davalı İdareye yapılan başvurunun yargılama usulüne ilişkin olması, diğer bir ifadeyle yapılan başvurunun vergilendirmeye ilişkin bir bildirim, ödev ya da beyanname niteliğinde olmaması nedeniyle, başvuru dilekçesi posta ile taahhütlü olarak gönderilmiş olsa dahi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun  170 inci maddesinin uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.
   Davacı tarafından idareye sunulan dilekçenin 06.04.2009 tarihinde taahhütlü olarak postaya verilmiş olduğu, ancak 2577 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi kapsamında yapılan söz konusu başvurunun davalı İdarenin kayıtlarına 13.04.2009 tarihinde girdiği anlaşıldığından, 05.03.2009 tarihinde davacıya tebliğ edilen ihbarnamelere karşı dava açma süresinden sonra 13.04.2009 tarihinde yapılan başvuru üzerine açılan davanın süresinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”
   Dan. 4.D.  09.04.2018 tarih ve E. 2018/1618, K.2018/3465 sayılı kararı da aynı yöndedir. (Kararlara UYAP üzerinden 28.09.2022 tarihinde ulaşılmıştır.)
7- Dan. 8.D.  11.04.2017 tarih ve E. 2016/9304, K.2017/2814 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 28.09.2022 tarihinde ulaşılmıştır.)
8- Anayasanın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almaktadır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor