Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Vergi

Nazmi KARYAĞDI
Nazmi KARYAĞDI
2052OKUNMA

Herkesin dilediğini diktiği bahçe; KDV

Geçtiğimiz günlerde okuduğum İngilizce bir makaledeki vergi sistemi benzetmesi beni çok etkiledi. Yazar vergi sistemini, herkesin canının istediğini dikebildiği, bu nedenle de bir müddet sonra artık ne olduğu belli olmayan, bu nedenle de bakımı, ilaçlaması ve mahsulünü toplaması gittikçe zorlaşan bir bahçeye benzetiyordu.

Bu makale benim zihnimde, vergi sistemimizin cankurtaranı Katma Değer Vergimizi canlandırdı.

Öyle ya şunun şurasında 40. gurur yılına iki yıl kalan KDVK, acaba herkesin canının istediğini diktiği bir bahçeye dönüşmüş müydü?

Gelin kararı birlikte verelim!

1980’lerin başında henüz daha KDV yokken ödediğimiz vergilerin %65’i doğrudan (gelir ve kurumlar), %35’i ise dolaylı vergilerden oluşuyordu. Yaklaşık 40 yılın sonunda vergi kompozisyonu 180 derece tersine döndü: %35’i doğrudan, %65’i dolaylı vergi oldu.

Elbette ki bu resim, başta politika yapıcılar olmak üzere hepimizin ortak eseriydi.

Yasal bir bilgi vereyim: KDVK Md. 28’e göre göre katma değer vergisi oranı gerçekte %10'dur. Eskiden Bakanlar Kurulu şimdi ise Cumhurbaşkanı bu oranı, dört katına kadar artırmaya, %1'e kadar indirmeye, mal ve hizmet türlerine göre farklı oranlar tespit etmeye yetkilidir. Yıllar içinde yetki kullanılmış olup bugün itibariyle %1, 10 ve 20 gibi üç oranlı bir sisteme sahibiz.

Esasen yetki maddesi böyle dese de 38 yıllık uygulamada genel tebliğlerle hatta çoğu kez özelgelerle (İdarenin verdiği kişiye özel vergi cevaplarla) oran belirlenmiştir.

Yaşamın tam göbeğinde bir tüketim vergisi olan KDV, sırf bu nedenle yorum değişikliklerinden de nasibini almıştır. Kimi zaman kanunla çoğu zaman da Genel Tebliğ ve özelgelerle yapılan yorum değişiklikleri, KDV’de belirsizlik ve öngörülemezliğe neden olmuştur.

Diğer taraftan KDV, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin can simidi de olmuştur. Çünkü bu öyle bir vergi ki; bugün yaptığınız artışı gelecek ayın son haftasında kasanızda görüyorsunuz. Ancak bunun yarattığı hayat pahalılığını, enflasyonu ve kayıt dışılığı ise hiç görmüyorsunuz ya da görmezden gelebiliyorsunuz.

Oran indirimi tüketiciye mi satıcıya mı?

Bilirsiniz kriz dönemlerinde tüketiciye destek olmak için geçici olarak KDV indirimleri yapılır. Ancak ne yazık ki yaşanan deneyimlerin tamamı göstermiştir ki oran indirimleri nihai tüketiciye değil çoğunlukla satıcıya nakit desteği anlamına geliyor.

KDV’de mantık arasak da kimi zaman bulamadığımız bir diğer nokta ise hangi mala ve hizmete hangi oranın uygulanacağı kararının altında neyin yattığıdır. Birkaç örnek vermek gerekirse; temel gıda maddelerinde %1 olan KDV oranı sağlık ve eğitimde %10, kağıt kitapta KDV %0 ancak e-kitapta %20, otel konaklamasında %10 iken hayvan oteli konaklamasında %20 KDV, temel gıda maddelerine %1 iken evcil hayvan gıda maddelerinde %20 KDV, tuvalet kağıdı ve sabunda ise %20 olan KDV!!!

Satıcıya değil Devlete öde KDV’yi!

KDV’nin temel mekanizması, satıcının müşteriden tahsil ettiği KDV ile satın alırken tedarikçiye ödediği KDV’nin farkını vergi dairesine ödemesi iken; son yıllarda artan tevkifat uygulaması ile artık satıcının değil alıcının KDV’yi vergi dairesine ödemesi şeklinde ters bir sisteme evrildiğimiz de bir başka gerçek.

38 yıldır devreden büyük ikramiye; Devreden KDV

Öte yandan; Avrupa Birliğine hızlı uyum kapsamında (!)1985 yılında ithal ettiğimiz KDV’nin bazı müesseseleri de tam olarak yürürlüğe konulamamıştır: Örneğin devreden KDV’nin her takvim yılının sonunda mükellefin üzerinde bırakılarak iade edilmemesi gibi.

Geçmişten bugüne KDV oran değişikliklerinin büyük çoğunluğu Devlete hızlı ve zorunlu gelir kazandırma amacıyla yapıldığı için, değişiklikler kimi zaman Resmi Gazetede yayınlandıkları günde, kimi zamansa birkaç gün sonra yürürlüğe girmiştir.

Binlerce mal ve hizmetin KDV’nin konusuna girdiği bir ortamda %1, %10 ve %20 gibi üç ayrı oranın ayın ortasında bir yerde değiştirilmesi, işletmeler, Mali Müşavirler ve yazılımcılar için ayrı bir zorluk oluşturan hatta panik yaratan durum olmuştur

Üçlü oran yapısı gerçek hayatta satıcının “oranlardan oran beğen” şeklinde seçimini de gündeme getirmiştir. Öyle ya müşteriden %20 oranını tahsil edip yazarkasada %1 KDV tuşuna bastığınızda sizi engelleyecek tek unsur Maliye değil ancak vicdanınız/cüzdanınız oluyor.

KDV’de yüksek vergi kaçakçılığı cezası kronik bir hastalığın belirtisi mi?

Diğer taraftan vergi incelemeleri sonuçlarına bakarak KDV bahçesindeki bitkilerin çoğunun maalesef hastalıklı olduğunu söylemek mümkün. Mesela Vergi Denetim Kurulu’nun 2022 Faaliyet Raporuna göre vergi müfettişlerince 2022 yılında yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen 142 bin 599 raporun %68’i KDV inceleme raporu.

Aynı yılda eksik ödendiği (kaçırıldığı) tespit edilen toplam 23 milyarlık verginin 16,5 milyarı yani %72’si de KDV’den oluşuyor.

Keza kesilen toplam 53,5 milyar tutarındaki cezanın 42 milyar lirası yani %79’u da yine KDV’den kaynaklanıyor. Kaçırılan verginin 2,5 katı olarak kesilen cezaların alt metni ise bunun büyük çoğunluğunun naylon fatura düzenlemek ve kullanmaktan kaynaklanan kaçakçılık cezaları olduğunu bize söylüyor. Yani yüksek oranlı KDV bizatihi naylon faturacılığın kaynağı haline dönüşmüş durumda.

Çözüm?

Bir makalenin sınırları içerisinde ele almaya çalıştığımız örnekler KDV bahçemizin çok bitkili hale geldiğini ve artık hem idare hem mali müşavirler hem de mükellefler ve halk için idare edilebilir/katlanılabilir olmaktan çıktığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

KDV’nin çok dinamik bir vergi olması, çok fazla detayı anlamlandırmaya ve kavramaya çalışması, oran sayısının fazlalığı, hızlı mali kaynak yaratma gücü bahçenin bu kadar zengin ama bir o kadar da yönetilemez hale gelmesine neden olmuş durumda.

Geçmişten bugüne KDV konusunda pek çok vergi duayeni üstad büyük bir özveriyle çalıştı. Pek çoğunu tanıdığım bu üstadlardan/dostlardan yitirdiklerimizi rahmetle anarken bugün bu zorlukların üstesinden gelmek için gayret eden meslektaşlarıma da kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

Bu kadar tespit ve teşhisten sonra çareyi de yazmak gerek: KDV’yi doğrudan halkın ödediğini göz önünde bulundurarak, KDVK’nın uygulama kolaylığı açısından yeniden dizayn edilmesi (AB’ye yaklaştırılması), oranlarda mantıksal bir sadeleşmenin yapılması, hem enflasyona hem de kayıt dışılığa/naylon faturacılığa yol açan “KDV’ ve ÖTV artırımı” gelir politikasından vazgeçilerek vergi harcamaları (istisna ve muafiyetler) şeklindeki “kayıtlı kayıt dışılığın” ve belgesiz satışlı/naylon faturalı “kayıtsız kayıt dışılığın” önlenmesi ve uygulama başarısı için Gelir İdaresi Başkanlığının ve Vergi Denetim Kurulunun etkinlik ve verimlilik odaklı bir vizyonla süreç ve insan odaklı yeniden yapılandırılması temel amaç olmalıdır.

(Nasıl Bir EKONOMİ Gazetesinin internet sitesi ekonomim.com’da yayınlanmıştır.)

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor