Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Araştırmalar

Okan ALTUNAKAR
22 Mart 2022Okan ALTUNAKAR
393OKUNMA

Ekonomik büyüme (İllüzyonu) nedir?

“Ekonomik Büyüme”nin ne olduğunun anlaşılabilmesi pek çok açıdan önemlidir. Bu kavrayış, (zamanla da olsa) bireysel ve belki de kurumsal taleplerin ortaya çıkması sonucunda ekonomi politikalarını şekillendirebilir; siyasi aktörlerin söylevlerinin, ne ölçüde gerçekçi ve akla yatkın olduğunun objektif bir şekilde değerlendirilmesini sağlayabilir.

“Ekonomik Büyüme” Kavramına İlişkin Genel Açıklamalar

“Ekonomik Büyüme”, dönemsel ve yılsonu itibariyle yetkili/ilgili otoritelerce açıklanan bir oran olup, en genel tanımıyla, bir ülkede belirli bir dönemde mal ve hizmet üretiminden kaynaklanan ulusal cironun % kaç arttığını ifade eder.

Ciroyu, yani hasılatı belirleyen 2 temel faktör, doğal olarak, üretilen mal ve hizmet miktarı ile bu mal ve hizmetlere ilişkin fiyatlardır. Ulusal ciroya veya hasılata “Gayrisafi Yurtiçi Hasıla” (GSYH) denilmektedir. GSYH’da dönemsel veya yılsonu itibariyle (bir önceki döneme kıyasla) meydana gelen artış oranı, “Ekonomik Büyüme” olarak tanımlanmakta, kullanılmakta ve kamuya açıklanmaktadır.

Üzerinde durulması gereken önemli husus, cari dönemin (nominal) GSYH’da meydana gelen artışın (yani “Ekonomik Büyüme”nin) ne kadarının ulusal düzeyde üretilmekte olan mal ve hizmet miktarında meydana gelen artıştan kaynaklandığıdır. Çünkü asıl “Ekonomik Büyüme” budur.

O zaman, GSYH artış oranının (“Ekonomik Büyüme” oranının) enflasyonist (yani fiyatların genel seviyesindeki artıştan) etkiden arındırılması ve gerçek (reel) “Ekonomik Büyüme” oranını belirlemek gerekmektedir. Gerçek (reel) “Ekonomik Büyüme”, sonuç olarak Reel GSYH artış oranı olmak durumundadır.

Reel GSYH nasıl elde edilmektedir?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından Reel GSYH şu şekilde hesaplanmaktadır: Örneğin, 2021 yılı “Ekonomik Büyüme” oranı hesaplanırken, ilk olarak 2020 yılına ilişkin cari fiyatları kullanılarak 2020 yılı için (nominal) GSYH bulunacak, daha sonra 2021 yılına ilişkin mal ve hizmet miktarları ile 2020 yılına ilişkin mal ve hizmet fiyatları kullanılarak 2021 yılı için Reel GSYH tespit edilecek ve son aşamada 2021 yılı Reel GSYH rakamı ile 2020 yılı (nominal) GSYH rakamı karşılaştırılarak Reel “Ekonomik Büyüme” oranı tespit edilecektir. TÜİK tarafından kullanılan bu yöntem, literatürde “Zincirleme Hacim Endeksi Yöntemi” olarak geçmekte olup, bu yöntem (SNA 2008 ve ESA 2010 düzenlemeleri kapsamında) Avrupa Birliği’nce geliştirilen, hali hazırda üye ülkelerce kullanılmakta olan bir yöntemdir.

Bu noktada bir konuya daha değinmekte yarar var: GSYH, hem yurt içine hem de yurtdışına satılan mal ve hizmetleri, daha doğrusu bunlardan sağlanan ciroların toplamını içermektedir. Yurtdışından gelmekte olan (ithal edilen) mal ve hizmetler GSYH (ulusal ciro) üzerinde azaltıcı etki yapar. Çünkü, yurtdışından satın alınan bu mal ve hizmetler karşılığında yurtdışında bulunan bu firmalara ödeme yapılması gerekir. Bu ödemenin kaynağını ise yurt içinde üretilmekte olan mal ve hizmetlerin yurtiçine ve yurtdışına satılmasından elde edilen toplam ciro oluşturmaktadır.

“Ekonomik Büyüme”nin Belirlenebilmesi İçin GSYH’nın Tahminlenmesi

TÜİK, GSYH’nın hesaplanmasında 3 yöntemle tahminde bulunmaktadır: Üretim, Harcama ve Gelir Yöntemleri.

Bu yöntemlerde TÜİK tarafından yapılan anketler, sayımlar ve idari kayıtlardan elde edilen veriler kullanılmaktadır. Veri bulunan durumlarda “Doğrudan Tahmin Yöntemi”, veri bulunmayan durumlarda ise “Dolaylı Tahmin” yöntemleri uygulanmaktadır.

Tahminler, tarım, sanayi ve hizmet sektörleri bazında yapılmaktadır. Tarım sektörüne ilişkin tahminlerde tarım istatistikleri, tarım sayımı sonuçları, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı verileri, su ürünleri istatistikleri, arz-kullanım tabloları verileri kullanılmaktadır. Sanayi sektörüne ilişkin tahminlerde imalat sanayi istatistikleri, maden ve taş ocakları istatistikleri, inşaat istatistikleri, hanehalkı işgücü anket sonuçları, üretici fiyat endeksi, dönemsel elektrik üretim miktar ve değer anket sonuçları, Tedaş raporları gibi veriler kullanılmaktadır. Hizmet sektörlerine ilişkin tahminlerde ise otel-lokanta istatistikleri, yabancı ziyaretçiler anket sonuçları, Kültür ve Turizm Bakanlığı istatistikleri, dış ticaret istatistikleri, hizmet istatistikleri, ulaştırma istatistikleri, Devlet Demir Yolları- Denizcilik İşletmeleri- İstanbul Deniz Otobüsleri-THY-özel havayolları-Telekomünikasyon Kurumu-GSM operatörleri-DHMİ-Havaalanları ve yer hizmetleri-boru hatları ile taşımacılık-PTT Genel Müdürlüğü-kurye faaliyeti yürüten şirketler-internet hizmeti sağlayan firmalar-Banka Genel Müdürlükleri-menkul kıymet şirketleri-Sigorta Genel Müdürlükleri-İMKB-Takasbank-Genel ve Özel Bütçeli Kuruluşlar-Belediyeler-KİT’ler-Döner Sermayeli Kuruluşlar-İl Özel İdareleri verileri, hanehalkı işgücü anket sonuçları, bina sayım sonuçları, Tüketici Fiyat Endeksi, Üretici Fiyat Endeksi, Ödemeler Dengesi istatistikleri, nüfus istatistikleri, Hazine Müsteşarlığı verileri, Maliye Bakanlığı verileri kullanılmaktadır.

Özetle, TÜİK GSYH’yı tahminlerken kendisinin üretmiş olduğu istatistiklerden (tahminlerden), anket ve sayım sonuçlarından, farklı yerlerden temin etmekte olduğu istatistiklerden (tahminlerden) ve verilerden yararlanmaya çalışmaktadır.

Ne kadar dikkatli yapılmaya çalışılırsa çalışılsın, bu kadar farklı noktadan güvenilir nitelikte veri sağlanabilmesi çok zordur. Bunun dışında, birçok veri de yapılan anketlere ve sayımlara dayanmaktadır. Yapılan anketler sonuçta ana kütleyi temsil eden belirli örneklemler üzerinde uygulanmaktadır. Bu tür durumlarda örneklemlerin araştırılan konuya ilişkin grubu ne kadar temsil etmekte olduğu veya temsil edebilip edemediği ayrı bir sorundur. Yapılan sayımların ne derece sağlıklı olduğunun tespiti de çok kolay değildir.

Yukarıda belirtilen tüm kurumlardan elde edilen verilerin oluşturduğu genel veri havuzundaki verilerin ne kadar sağlıklı (doğru) olduğu kesin olarak bilinememektedir. TÜİK gibi bir kurumda veri teminine ilişkin olarak, gereken içeriğe tam olarak sahip standardize edilmiş, yazılı bir “veri temin politikası” ve elde edilen verilere yönelik gerekli kontrollerin yapılmasını sağlayacak kurumsallaştırılmış bir “kontrol mekanizması” (ayrı bir hizmet birimi olarak kurulmuş) bulunması gerekmektedir. Böyle bir kontrol mekanizmasını kurmak imkansız değil ancak maliyetlidir. Böyle bir mekanizma olsaydı belki de bu verilerin sağlığı konusunda daha iyimser olunabilirdi. Yukarıda belirtilen kurumların sadece belirli bir kısmından sağlanan kayıtların doğruluğu yüksektir: Örneğin, İMKB, menkul kıymet şirketleri, banka genel müdürlükleri., GSM operatörleri, Takasbank, Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ...Ancak, diğer kurumlardan / kaynaklardan elde edilen verilerin ne derece sağlıklı olduğu üzerinde ciddi olarak durulması gereken bir konudur

Bu realiteler dikkate alındığında, TÜİK tarafından yapılmakta olan GSYH hesaplamaları içindeki tahminlenen veri yüzdesinin önemli bir hacme sahip olduğu ve kesin olan veri yüzdesinin ise daha düşük olduğu sonucu çıkmaktadır.

Sonuç olarak, TÜİK tarafından yapılmakta olan ve “Ekonomik Büyüme” oranının belirlenmesinde kullanılan GSYH tahminlerinin isabet yüzdesinin düşük olması ihtimali hiç de az değildir.

Ekonomik Büyümenin Varlığının Çapraz Kontrolü (Daha Gerçekçi Göstergelerden Yararlanılması)

Salt, yayınlanmakta olan ve ağırlıklı olarak yoğun tahminlere (veri setlerinin ne derece sağlıklı olduğu bilinmeksizin) dayanan Reel GSYH oran artışına bakarak bir ülkede “Ekonomik Büyüme “ (var) veya (yok) demek yanıltıcı olabilir. Açıklanan “Ekonomik Büyüme” oranının tespit edildiği şekilde olup olmadığının ilgili tüm taraflarca (akademisyenler, finans ve ekonomi ile ilgilenenler, vatandaşlar...) irdelenmesi önemli bir husustur.

“Ekonomik Büyüme”nin varlığına işaret eden matematiksel formüllerin, tahminlerin yanı sıra, temel ve somut sonuçlar/ göstergeler de mevcut olmak durumundadır: “Ekonomik Büyüme” olarak tanımladığımız, ulusal düzeyde üretilmekte olan mal ve hizmetlerin miktarındaki artışın gerçekten var olduğundan ancak aşağıda belirtilen olgularının çoğunun, az veya çok, süregelen bir şekilde var olması durumunda emin olabiliriz:

  1. Yeni yatırımlar yapılıyor olması (Devlet tarafından yapılan alt yapıya yönelik yatırımlardan daha çok özel sektör tarafından gerçekleştirilen, ulusal üretim kapasitesinde artışa yol açabilme potansiyeline sahip yatırımlar)
  2. Yeni iş alanları ortaya çıkıyor olması
  3. Şirketlerin sermaye birikimlerinin artıyor olması
  4. İş sahiplerinin kâr elde edebiliyor olması
  5. Yeni istihdam oluşturulması (İstihdam oranında yükselme)
  6. Hanehalklarının gelir düzeylerinin ve dolayısıyla bireysel refah seviyelerinin (yaşam standartlarının) yükseliyor olması (Borçlanmanın, yani kredi kullanımının refah artışı üzerindeki negatif etkileri göz ardı edilmemelidir)
  7. Şirketlerin, hanehalklarının gelirden tasarrufa ayırdığı miktarın artıyor olması
  8. Gelir dağılımı adaletsizliğinin (en fakir ve en zengin nüfusun ortaya çıkan ulusal gelirden aldığı paylara ilişkin farkın, yani “Gini Katsayısı”nın) azalıyor olması
  9. Menkul Kıymet Borsalarının performansının ve derinliğinin artıyor olması
  10. Faiz oranlarının düşük olması
  11. Ülkeye giren yabancı sermayenin (direkt veya indirekt) artıyor olması
  12. Yıllık inşaat ruhsat sayısında artış olması
  13. İkamet amaçlı konut satış sayısında artış olması
  14. Yıllık bazda yeni şirket kuruluş sayısında artış olması
  15. Yıllık bazda kapanan şirket sayısında azalış olması
  16. Enflasyonun düşüyor olması
  17. Yerel paranın yabancı paralar (döviz) karşısında değer kaybetmemesi
  18. Cari açığın azalıyor olması
  19. Şirketlerce beyan edilen karlarda yükselme olması
  20. Enerji tüketiminde artış olması

Yukarıda belirtilen olgular bir tabloda listelenerek, yıl bazında bu olguların ulaştığı değerler söz konusu tabloya işlenebilirse, “Ekonomik Büyüme”nin gerçekte var olup olmadığı kolaylıkla anlaşılır ve gerçek durumun ilgili otoritelerce beyan edilen Reel GSYH artış oranıyla ne ölçüde tutarlı olduğu konusunda bir kanıya ulaşılabilir. Yukarıda belirtilen 20 göstergeye elbette başkalarının da eklenmesi mümkündür.

Ekonomik Büyümeye Etki Eden Faktörler

Ekonomik büyüme göstergelerinin yanı sıra, “Ekonomik Büyüme”yi mümkün kılan / kolaylaştıran bazı potansiyel olgular söz konusudur:

  1. Ülkedeki Doğal Kaynaklar: Bunların miktarı, çeşitliliği, mobilizasyon ve ekonomik aktiviteye konu olabilme kapasiteleri ne kadar fazlaysa, o ülke “Ekonomik Büyüme” açısından önemli bir potansiyele sahip demektir. Bir ülkedeki ekim/dikim yapılabilir toplam alan, uygun iklim koşulları, petrol, kömür, maden rezervleri doğal kaynaklara örnek verilebilir. Doğal kaynakların kullanımına yönelik envanter ve ciddi eylem planları hazırlanması bu potansiyelden yararlanılmasına katkı sağlayacaktır.
  2. Ülkedeki Eğitim Seviyesi ve Kalitesi: Eğitim seviyesi ve kalitesi ile “Ekonomik Büyüme” arasında ciddi bir pozitif korelasyon (karşılıklı ilişki) bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki eğitim sistemleri ciddi olarak incelenmeli, yararlı uygulamalardan –komplekse girilmeksizin- esinlenilmelidir. Teknoloji konusuna, eğitimde daha fazla ve daha farklı bir şekilde yer verilmelidir.
  3. Uygulanan Kamu Politikaları: İş hayatını doğru yönlendirecek vergisel teşvik sistemleri oluşturulması, devlet yatırımlarının öncelikli olarak üretim elde edilebilecek ve istihdam yaratabilecek alanlara yönlendirilmesi, sanayi envanterinin oluşturulması ve üretime yönelik eksikliklerin belirlenmesi, teknolojik yatırımlar konusunda hedefler oluşturulması etkili ve yararlı olacaktır.
  4. Üniversite-Sanayi İşbirliğinin Sağlanması: Şirketlere Ar-Ge (Araştırma-Geliştirme) teşvikleri verilmesi yerine, bu teşviklerin üniversitelere verilmesi ve sanayicilerin ihtiyacı olan Ar-Ge hizmetlerini üniversitelerden almasının sağlanması yararlı olabilecek bir uygulamadır. Bu uygulama ile üniversiteler ile sanayiciler arasında ilişki kurulması ve bu ilişkinin sürekli olması sağlanabilecek ve üniversiteler de ulusal üretime katkı sağlayabilecek bir yapıya kavuşacaktır. Bu tür bir uygulama sonrasında mevcut duruma kıyasla Ar-Ge teşviklerinden daha iyi sonuçlar alınabileceği tahmin edilmektedir.
  5. Toplumsal Uzlaşmaya Özen Gösterilmesi ve Tüm Kesimlere Hitap Etme Potansiyeli Geliştirilmesi: Toplumsal açıdan pek çok alanda uzlaşma sağlanmış ve iş hayatıyla ilgili potansiyel imkanlara erişme konusunda adaletsizliğin (Nepotizm, Favorizm veya Kronizm gibi eğilimlerin) olmadığı ülkelerde “Ekonomik Büyüme” daha hızlı ve daha yüksek oranlarda gerçekleşmekte ve kaynak kullanım etkinliği daha yüksek olmaktadır
  6. Teknoloji Transferinin Sağlanması: Ülkede olmayan, ancak olmasında yarar görülen teknolojilerin belirlenmesi, bu teknolojileri ülkeye getirebilecek yurtdışı şirketlerle sistematik görüşmeler yapılması, bu tür şirketlere özel teşvikler geliştirilerek söz konusu teknolojilerin ülkeye getirilmesi “Ekonomik Büyüme”yi önemli ölçüde etkileyebilir.

Sonuç olarak, “Ekonomik Büyüme”, formüllerden, yöntemlerden, matematikten, yoğun tahminlerden öte bir şeydir ve etkisi pek çok alanda somutlaşması gereken bir iktisadi durumdur.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor